Pcx 150 inceleme kullanıcı deneyimi

pcx150 inceleme
Eskişehir’den Ankara’ya dönüş yolu 2016

Pcx  150 inceleme yazdığınızda önünüze birden fazla yorum içeren yazı ve video çıkıyor. Çok adını duydunuz çok da incelemesi var ama hala emin olamadınız. Nmax daha mı iyi? Benzerlerinden hatrı sayılır seviyede pahalı, o kadar fazla vermeye gerek var mı? Yamaha delight mesela şirin bir motor neden onu düşünmeyeyim?

Konu motor olunca ve ilk olunca ve Türkiye’de olunca işler daha da zorlaşıyor. Araba almak daha kolay her ne kadar daha maliyetli olsa da. Çünkü en başta sizi motor sahibi olmaktan vazgeçirmeye çalışanlarla cebelleşiyorsunuz sonrasında, kültür yeterince oturmadığı için hangi tip motorun sizin için daha uygun olduğuna karar vermekte zorlanıyorsunuz ve en sonunda da ekipmana ayıracağınız bütçeyi görünce kafayı yiyecek gibi oluyorsunuz. (Ekipman konusu kullananların çoğu tarafından hala ciddiye alınmıyor ama ben aldığınızı düşünüyorum)

Öncelikle ehliyeti hallediyorsunuz. B sınıfı ehliyetiniz varsa çok problem yaşamadan alıyorsunuz. Sürecin detaylarını da şuradan öğrenebilirsiniz.

Hangi motor? Nasıl PCX e karar verdim ?

250 cc veya daha küçük bir motor alacağım kesinleşti çünkü ilk deneyimim olacak daha cüsseli ve hızlı bir motor benim için tehlike demek idi. Böyle olduğunu internetten biraz dolaşınca hemen anladım.

İlk motor da olsa ihtiyacınız az çok şekillendirecek bilgiye sahip olmanız iyi olur.

Sadece seyahat için ve şehir dışında mı kullanacaksınız, genellikle şehir içinde mi kullanacaksınız, 1. Önceliğiniz görüntü mü konfor mu hız mı ekonomi mi ya da bunların karışımı ve pek de net değil mi !! Şeklinde liste devam ediyor.

Benim motordan beklentim ise şöyle idi:

  • Bana problem çıkarmasın, kendini kanıtlamış olsun servis ve parça konusunda problem yaşamayayım.
  • Satmak istediğimde rahatça elden çıkarabileyim çünkü emin değilim bu işe devam edecek miyim yoksa bir heves alıp bıracak mıyım
  • Yakıt tüketimi makul seviyede olsun
  • En sonlara bıraktığım önceliğim de olsa görsel açıdan tatmin etsin.

Motor gücü olarak 125*150 cc bin benim için yeterli olduğuna karar verdim çünkü alabileceğim daha büyük motor 250cc idi en fazla ama o da bana biraz daha tork ve belki ortalama saatte 10-20km hız kazandıracaktı ama daha fazla tüketim demekti diğer yandan.

150 cc civarı motorlar ağırlık olarak yeni başlayan bir kullanıcı için çok da zorlayıcı değil. Çünkü motorda yeri geliyor ayaklarınız ile itiyorsunuz yeri geliyor elinizde ağırlığını kontrol etmeniz gerekiyor dolayısıyla motorun ağırlığı ve sizin deneyiminiz önemli. 150 cc yi üst limit olarak belirledim çünkü ortalama 100 km hızla gidebiliyorsunuz, bundan fazlası hem riskli hem de ihtiyacım değil. Çoğunlukla şehir içi kullanacağım için cc’nin düşük kalması hem ekonomik hem pratik açıdan benim için avantaj.

Facebook grupları, YouTube video karşılaştırmaları karıştırıp bloglar okuduktan sonra seçenekleri 2 ye indirdim. Honda Pcx 150 ve Yamaha Nmax 125. Ben 2. el almayı planladığım için bütçeden dolayı benim için biraz pahalı idi, ama eminim nmax de alsam pişman olmazdım, ben tercihimi Pcx 150’den yana kullandım.

Pcx 150 Kullanışlılık, konfor ve bakım vb.

Çoğunlukla şehir içinde kullanıyorum. Şehir içi kullanım için ideal, hareket kabiliyeti yüksek. 80-100 km hız civarında tatmin edici 100 km sonrası ivme biraz düşüyor zaten maksimum hız 110 bu boyutlarda bir motor içi yeter de artar bile.

Ankara’da kullanıyorum motoru yokuşlarda hiç sıkıntı yaşamıyorum sorunsuz kullanıyorum fakat ana yollarda, mesela Kızılay’dan Eryaman ya da Ümitköy e giderken 3 şeritli yollarda 110 yetmiyor çünkü bazen hızlı şerit değiştirmeniz gerekiyor, ya da sağ şerit daha tehlikeli olduğu için sol şeridi kullanmanız gerekebiliyor, rahat 120-140 civarını rahatlıkla yapabiliyor olsaydı geniş yollarda daha konforlu olabilirdi.

Pcx Konfor incelemesi

Tek kişi için kullanım muazzam, amortisörler yeterli fakat yolculuk süreniz 45 dk yı geçince başlayınca beliniz ağrımaya başlıyor. Bel için farklı çözümleri olan kullanıcılar var faydalı olabilir ama şehirler arası kullanımlar en çok yorulacak kısım bel olacaktır. Bu sınıfta önemli oran da fark yaratacak konfor sağlayan başka bir alternatif de olabilir mi çok kestiremiyorum. Diğer alternatifler de muhtemelen PCX’inkine benzer bir konfor sağlayacaklardır.

2 kişi binildiğinde arka teker tümseklerde çamurluğa değiyor amortisörlerin biraz daha yüksek olması iyi olabilirmiş. Arkada oturan kişi ile kullanan kişi arasında çok mesafe olmadığı için artçı bacaklarını açmak zorunda kalıyor bu durum da 30 dk sonra yorucu hale geliyor.

Pcx Bakımı

Düzenli bakımlarını yaptığınız zaman sıkıntı çıkartmayan bir motor. 4 bin ve 8 bin bakımlarını yaptırdım. 2 bakımda da yağ değişti ve 1. bakımda filtre değişti. 12 bin bakımında bir kaç değişimin daha yapılması gerekebileceğini söylemişti usta.

Kış aylarında 3 ay hiç açmadığım zamanlar oldu. Farklı motorlar kullananlar akü ile ilgili problem yaşadıklarını söylemişler internette, fakat ben tek marş denemesinde motoru çalıştırabildim. Başka bir nedenle 6 ay boyunca hiç çalıştırılmadı, yine aynı şekilde tek marşla motor ilk günkü gibi çalıştı. Aylarca kullanmasanız bile sıkıntı yaşamadan kullanmaya devam edebilirsiniz.

Pcx  150 Lastik deneyimi

Üzerinde gelen IRC lastikler ıslak zeminde başarısız zaten neredeyse tüm kullanıcılar değiştiriyorlar çoğunlukla Michael’ın City grip olmak üzere anlas vb markalar kullananlar var. Ben çoğunluğa uyup Michael’ın City Grip aldım.

Lastiklerden memnunum önceki lastiklere göre hissedilir bir fark var. IRC ile kullanmaya cesaret edemedim ama kullananlar da var. Eğer deneyimsiz bir sürücü iseniz lastik konusunda risk almayın derim.

Daha teknik incelemeleri aşağıda linkini verdiğim arkadaşlar yapmışlar sağolsunlar, benim derdim bu kadar tutkulu olmayan ama bir şekilde bu deneyimi yaşamak isteyen birisi olarak benzer durumu paylaşanlara bir fikir vermek

Honda Pcx İnceleme

Uzun Dönem Honda PCX 125 incelemesi

Ekipman konusu

Muallakta kaldığım başka bir konu daha. Bir çok yorum var ama tartışmaya açık olmayan bir kısım var ki ekipmanlar pahalı.

En temel olduğunu düşündüğüm Kask ceket dizlik eldiven alarak başladım işe.

Kask – HJC IS-17

HJC IS-17 modelini aldım satın aldığım Ankara’daki motorsiklet ekipmanları satan Mototan’ın yönlendirmesi ile. Çok popüler olmamış ama kaliteli mallar üreten bir marka olduğunu söylemişti aldıktan sonra fark ettim ki öyle imiş. Memnunum kasktan, konforlu, kışın buğulanma için buğu önleyicisi var, içindeki pedler çıkarılıp yıkanabiliyor. Başka kask denemediğim karşılaştırma yapamıyorum fakat, ses yalıtımı konusunda başarısız olduğunu söylüyor kullananlar, uzun yolda belki caydırıcı bir sebep olabilir.

Ceket

Alpine star aldım. Astarı çıkarılabilen 3 mevsimlik modelden aldım. Yazın kullanmak biraz zor olabilir sıcaktan dolayı ama diğer 3 mevsimde tatmin edici. Daha uygun fiyatlı seçenekler de vardı, onlar ne kadar verimli olur bilemiyorum fakat Alpinestar alanında iyi bir marka kalite olarak tatmin edici. 

Eldiven

Alpinestar markasının yazlık eldivenlerini aldım ve kışın ellerin üşüdü doğal olarak. Kışlık ihtiyacım var hala araştırıyorum. Isıtmalı eldivenler dışındakiler soğuğu çözemezler gibi bir yargıya varmak üzereyim. Paket servisi yapan arkadaşların kullandığı elcik kısmını saran içi yünlü kılıflar en kesin çözüm aslında. Yaptığım araştırmada ödediğini rakam ne kadar artarsa artsın elcik ısıtmayla desteklemediğiniz sürece yolculuğunuzun bir noktasında elleriniz üşümeye başlıyor.

Denemedim ama kanaatimce rüzgar kesici ya da elcik kılıfı ve ısıtmalı elcikler probleminizi kökten çözecektir

Dizlik

Prosev marka mafsallı dizlik kullanıyorum ama kışın bacaklar üşüdüğü için pantolon da aldım sonrasında.

Motorsiklet Pantolonu

Pantolon konusunda da bir süre araştırma yaptım, araştırmalarım da beni makul bir seçeneğe yönlendirdi. Pantolonu LBC marka yandan fermuarlı bir model aldım. Günlük kıyafet üstüne giyilebiliyor ve kabine ihtiyaç duymadan motorun yanında çıkarıp giyebiliyorum. Oldukça kullanışlı, dizlerinde ve bel kısımlarında koruma var, paçalardan rüzgar almıyor ama yağmurlu havada ağ kısmında su alıyor önlem almakta fayda var. Soğuk havalar için kapitone kumaştan iç astarı var. 5 derecelere kadar astara gerek kalmıyor, dolayısıyla çok da astar kullanma ihtiyacı hissetmedim.

Pantolonu bir süre ertelemiştim motoru aldıktan yaklaşık bir sene sonra aldım. Ankara’da kullandığım için pantolonsuz kullanabileceğim zaman haziran ağustos ayları. Bunun dışında kalan zamanlarda bacaklarımda serinliği hissediyordum. Keşke en baştan pantolonu da alsaydım diye düşünüyorum. İlerleyen yaşlardaki romatizma ve bacak problemlerine zemin hazırlamış olabilirim.

Güvenlik için aksiyon kamera

Trafikte ne zaman ne olacağı hiç belli olmuyor, özellikle motor kullanıyorsanız, kaska monte ederek kullandığım aksiyon kameranın detaylarına bu linkten ulaşabilirsiniz. F68 beğenerek kullandığım fiyat kalite performansı yüksek bir kamera.

Diğer detaylar

Kask içine balaklava, ayakkabı ve bel desteği almam gerekenler güvenlik için ve tabii ki eldiven.

Motor bir tutku olmazsa sadece ulaşım için tercih edilecek bir seçenek değil, zahmetli çünkü ekipman ı giyip çıkartmak ya da trafikteki stres ve risk yorucu. Özellikle kışın giyinip soyunmaktan yorulduğum zamanlar oluyor.

5 günde Meksika – Mexico City –

Ülkeyle ilgili gitmeden önceki bilgimiz şöyle özetlenebilir:

  • Çizgi filmlerden tanıdığımız Speedy Gonzales’in memleketi
  • Acı sosları meşhur, öyle herkesin yiyebileceği türden değil
  • Para birimi pezo

Sınırlı bilgimiz olduğu için de motivasyonumuz biraz düşüktü ve şimdiye kadar gezdiğimiz ülkeler için olduğu kadar heyecanlanamamıştık. Ama Meksika’yı bitirdiğimizde iyi ki de gitmişiz dedik.

Meksika için vize almak gerekir mi ?

Türkiye vatandaşları için internet üzerinden ücretsiz alınabilen vizeye ihtiyacınız var. Biz Amerika’dan Meksika’ya gittiğimiz için uçakta verilen turist kartlarını doldurduk. Türkiye’den gideceklerin nasıl alacağına dair detayları modernçelebi.com çok net anlatmış.

Normal şartlarda kimse sormaz ama bu formu hem yanınızdan ayırmayın hem de kaybetmeyin çünkü çıkışta o belgeyi istiyorlar. Kaybedince mahsur kalmıyorsunuz ama bir ofise gidip işlemler yaparak vakit kaybediyorsunuz. Ben kaybettiğimi sanmıştım. Bir ofise yönlendirip o belgeyi yenilememi istediler ve yenileyene kadar da ülkeden çıkış yapacağım uçağın biletini vermediler. Turist kartım sonradan çantada saklandığı yerden çıktı da uğraşmak zorunda kalmadım.

Meksika Pezosu

Havaalanına indiğinizde onlarca döviz bürosu göreceksiniz ve her birinin de farklı alım satım oranları var. Temmuz 2018’de 1 Amerika dolar 18.xx pezo ya tekabül ediyordu. Türkiyedeki döviz bürolarının alış satış rakamlarını bile algılamakta zorlanırken (kimin için alış kimin için satış karmaşası yüzünden) İspanyolca konuşulan bir ülkede bu durumu çözmek zor olabilir.

Temel bilgi: Siz pezo satın alırken camekandaki daha düşük rakamı kullanacak ki döviz bürosu, 1 $ için size  daha az pezo versin ve kar etsin.

İnternette yaptığım araştırma ve sonrasında pratik ederek öğrendiğime göre döviz bürolarından almak yerine herhangi bir bankanın atm’sini kullanarak pezo çekmek ve farklı banka kullanım ücreti ödemek daha karlı. Amerika’da kullandığımız Wells Fargo atm kartını kullanarak farklı bankalardan 3 defa para çekme işlemi yaptık.

Para çekerken ihtiyacınız olan pezo miktarını girmeniz gerekiyor. Diyelim ki 300 Amerika doları harcamak istiyorsunuz. O miktara denk gelen pezo rakamını gireceksiniz atm’ye. 22 Ağustos 2018 itibari ile 300 $ için 5,643 peso çekebiliyordunuz. Küsüratlı vermeyeceği için 5640 pezo çekmeniz gerekir. Meksika pezosunun da simgesi dolar simgesi ile aynı dolayısıyla kafanız karışmasın boşuna para çekme ücreti ödemeyin.

Ne kadar masraf öderim Meksika’da atm kullanımı için ?

TEB’in anlaşmalı olduğu bankalar Meksika’da da var. TEB atm kartıyla o bankaları kullanırsanız masraf ödemeden çekersiniz. TEB kartımı Amerika’da dolar çekme işlemi için kullandım ama eminim Meksika’da da sorunsuz kullanılıyordur.

1-Scotia bank, ilk para çektiğimiz atm, 99 pezo masraf aldı.

2-Bancomer, 84 pezo masraf aldı.

En düşük komisyonu HSBC’de ödedik 74 pezo.

Masraf sabit, çektiğiniz para miktarına bağlı değil, günlük para çekme limiti de 5000-6000 pezo civarında. Daha fazlasına ihtiyacınız var ise önceden planlayın.

Bu masraflara ek olarak kendi bankamız Wells Fargo başka atmlerden para çekmek ücreti olarak her işlemden 5$ aldı.

Abd’ye giderken bütün parayı yanınızda taşımamanız için TEB bankacılığından bahsetmiştim Türkiye-Abd para transferi nasıl masrafsız yapılır? yazımda. Biz hiç sorun yaşamadan Türkiyedeki hesabımızdan dolar çekebildik ve masraf ödemedik. Dikkat etmeniz gereken nokta 1. hesap olarak kartınıza bağladığınız hesaptan para çekilir. İsterseniz $ isterseniz TL hesabınızı kartınıza bağlayabilirsiniz.

Para işini özetlemek gerekirse;

  • Pezo almak için en kolay yol TEB hesap kartı ile oradaki anlaşmalı banka atmlerinden çekmek.
  • Eğer bunun için vaktiniz yok ise kartlarını kullandığınız bankaların hizmetlerini gözden geçirmek 2. seçenek olabilir.
  • Bankanız da size yardımcı olmadıysa mecburen dolar, euro ya da sterlin götürmeniz gerekecek.

Konaklama-Bölge seçimi

Ekonomik olduğu için AirBnB yi, bölge olarak da Condesa bölgesini tercih ettik. Diğer seçenek ise Roma bölgesiydi. Condesa, Chapultepec parkının hemen karşısında. Doğru tercih yaptığımızı gider gitmez anladık. Geç saatlerde bile terdirgin olmadan sokaklarda yürüdük. Mahallede kahve, içmek kahvaltı yapmak ya da yemek yemek için çok fazla seçenek var. Türkiye üzerinden örnek vermek gerekirse İstanbul’da Kadıköy-Moda, Ankara’da Aşağı Ayrancı mahallelerine benzetilebilir.

İspanyolca Bilmeden Meksika’ya Gitmek

İngilizce biliyorsanız bir şekilde başınızın çaresine bakabilirsiniz ama biraz yorulursunuz, Meksika’da ingilizce bilen insanlarla karşılaşabilmek pek kolay değil.

İletişim konusunda hayatımızı kolaylaştıran 2 önemli detay;

Eğer 2-3 gün veya daha fazla Meksika’da kalacaksanız ve İspanyolca bilmiyorsanız, internete ciddi anlamda ihtiyacınız olacak. Çeviri programları internet olduğunda daha sağlıklı çalışıyor.1 TL 4 pezoya tekabül ettiği için (Temmuz 2018) ödeyeceğiniz rakam bütçenizi çok fazla sarsmayacaktır diye düşünüyorum.

150 pezo’ya 25 gün kullanabileceğimiz sınırsız internet-konuşma-sms’i olan bir hat (AT&T) aldık. Eminim daha uygun fiyatlı seçenekler vardır. Havaalanında daha pahalı olma ihtimali olmakla birlikte, sonrasında İngilizce konuşan birisini aramak yerine direkt havaalanında almak sizi daha az yorar diye düşünüyorum.

İnternet olması hem navigasyonunuzu daha etkili hale getirir hem de çeviri programlarıyla dermanınızı anlatmanıza yardımcı olur.

İnternete ihtiyaç duymayan programlar da var tabii ki:

1- Spanish Translator Offline: AppStore’dan ücretsiz indirdiğim bu program sözlük mantığı ile çalışıyor ama kelimeyi girdiğinizde ihtiyacınız olabilecek muhtemel cümleleri de size öneriyor. İOS için indir

2- Translator: Microsoft ürettiği bir uygulama internetiniz olmadan sadece yazdıklarınız çeviriyor fakat internetiniz var ise. Kameranın görüntülediği yazıları, sesinizin çevirisi ya da karşılıklı konuşma modu sayesinde daha hızlı ses çevirisi yapıyor. İnternetsiz kullanabilmek için ihtiyacınız olan dil paketini indirmeniz gerekiyor.

Android için indir

İOS için indir

İnternet var ise

SayHi

Ses kaydınızı istediğiniz dile çevirme özelliğine sahip. Daha önce çevirdiklerinizi ekranda tutuyor. Eğer mobil internetim yok ama bana hangi cümlelerin lazım olacağını tahmin edebiliyorum derseniz, evde internetten cümlelerin çevirisini yapıp dışarıda o cümleleri ekranı yukarı kaydırarak kullanabilirsiniz.

İOS için indir          Android için indir

Google translate:

İnternet var ise en başarılı yardımcınız bu olacaktır. Fotoğraf çekmenize bile gerek kalmadan sadece kamerayı yazının üstüne tutarak anlık çeviri yapabiliyorsunuz. Sesli çeviri ve yazılı çeviri de yapıyor ve performansı tatmin edici düzeyde.

İOS için indir             Android için indir

Meksika Hissiyatım

Çok sıcak kanlı ve yardımsever insanlar. Her ne kadar biz İspanyolca bilmediğimiz ve onlar da çoğunlukla İngilizce bilmediği için rahat iletişim kuramamış olsak da, sıcaklıklarını hissettik. Hiç konuşamamış olsak da problem olmazdı herhalde, vücut dili yeterli oluyor çoğu zaman. Türkiye’den geldiğimizi söylediğimizde sıcak bir gülümseme ile cevap veriyorlar ingilizce bilmeseler bile. Bunun temel nedeni de şu yazıda anlattığı üzere Osmanlı devleti  ve Atatürk ile alakalı.

Ziyaret ettiğiniz ülkedeki insanlar sizin ülkenizle ilgili bilgi sahibi olunca hatta üstüne bir de pozitif geri bildirim verince ister istemez motivayonunuz artıyor. Amerika’da, Türkiye hakkında en ufak bir bilgiye sahip olmayan o kadar çok insanla karşılaştık ki artık bu durumu kabullenmiştik.

Meksika’ya dair unutamayacağım en önemli detay sokak yemekleri olacak. Her köşe başında önünde uzun kuyrukları olan onlarca sokak yemeği tezgahı. Evet Türkiye’de de sokak yemeği var ama Meksika’daki başka bir boyut. Türkiye’de, önünde uzun kuyrukların olduğu yerler görmedim ben ama Meksiko’da hele bir de bahsi geçen yer popülerleşmiş ise kuyruk olmama ihtimali yok.

Nereleri gezdik ?

Teotihuacan Piramitleri

Nasıl gittik?

Turlarla da gidebilirsiniz fakat ödeyeceğiniz rakam tahmin ettiğiniz gibi fena artıyor. Kuzey otobüs terminalinin 8 no’lu kapısının tam karşısında gidiş dönüş bilet satan bir ofis var oradan satın alabilirsiniz. Yolculuk 1 saat civarı sürüyor ve gezilecek alan da büyük olduğu için sabah erken saatte gitmeniz mantıklı olacaktır. Kapanış saati 5.

teotihuacanpyramids2

Biz saat 10.30 gibi vardık oraya ve saat 4 gibi bitirdik gezme işini, sonrasında da oraya yakın mağara içine kurulmuş, görsel olarak etkileyici  La Gruta adlı  restoranda yemek yedik. Hangi bloga baktıysak çok methedilmişti fakat belki de bizim şansımızdandır biz memnun kalmadık ve Meksika’daki ortalama yemek fiyatlarının oldukça üstünde lüks bir restoran olması mutsuzluğumuzu biraz daha arttırdı.

(500 pezo hesap ödedik)

Dikkat Et !

Sıcak bir zamanda gittiğimiz için pamuklu uzun kollu keten gömlek ve geniş şapka gözlük, güneş kremi aldık yanımıza. Orada içeçek ve atıştırmalık alabileceğiniz marketler var fiyatları makul, yanınızda boşuna taşımayın.

Hediyelik eşyaları, alana girdikten sonra sol taraftaki ay piramidine giderken sol tarafta kalan hediyelik eşya dükkanlarından almanız daha az para harcamanıza yardımcı olabilir. Girişte ve yol üstünde işporta usulü satanlar da var fakat fiyatları biraz daha yüksek.

La Gruta restaurant
La Gruta restoran, Teotihuacan Piramitleri çıkışında gittik.

La Gruta Restaurant 2
Restoranın içeriden görünüşü

  

 

 Deneyimimiz

Meksikaya gitmeden önce bu piramitler hakkında pek fikrimiz yoktu gidince araştırırken öğrendik, iyi ki de gitmişiz. Çok etkileyici yapılar ve hala gizemini koruyor. Yıllar önce yapılmış ve hala  ayakta olmaları oldukça büyüleyici. Meksika’da  internetiniz yok ise evden çıkmadan önce hakkında biraz okumak daha keyifle gezmenize yardımcı olur, tabelalar ya da danışmada verilen bilgilendirici kitapçıkların ingilizce olmama ihtimali çok yüksek.

Chapultepec & Ulusal Tarih Müzesi

Condesa bölgesinin hemen karşısında Chapultepec parkı içerisindeki tepede Ulusal Tarih Müzesi var. Büyük bir park, içerisinde seyyar satıcılar, abur cubur satan tezgahlar var bol bol. Parkın özel zaman ayırıp görülecek bir özelliği yok ama tarih müzesine giderken içinden geçiyorsunuz.

Nacional History Museum
Ulusal tarih müzesi giriş kapısı

Ulusal Tarih Müzesi

Öğrenci kartınız varsa yanınıza almayı unutmayın öğrenciler için giriş ücretsiz. Giriş ücreti 70 pezo. Kapıda öğrendik ki müzede ingilizce tur yapan rehber yok. İçerideki açıklamalardan kendimiz okuruz diye düşündük ama açıklamalarda da ispanyolca yazıyor. Motivasyonumuz düştü ama vazgeçmedik, o tepeyi çıktık madem, buranın da hakkını kendimizce vereceğiz dedik. Yukarıda bahsettiğim kameralı çeviri uygulamaları ile genel bir fikir edindik, tabii ki de rehber olsa çok daha tatmin edici olurdu ama olsun bu seferlik böyle oldu.

Nacional History Museum-stainedglass
Müzenin 2. katındaki vitraylardan bir örnek

Nacional History Museum-painting1
ulusun kurtuluşunu anlatan bir tablo

Nacional History Museum-paintingmurrels
ulusal tarihi detaylandıran mural çalışma

Müzenin bahçesinden şehir manzarası çok güzel. Müzenin koleksiyonu ve Meksika kültürü ile ilgili verdiği bilgi bizi tatmin etti. Eğer İspanyolca biliyorsanız mutlaka gidin ama derseniz ki ben dil bilmiyorum öyle kamera ile çeviri yapmaya da uğraşamam, o zaman sizin için iyi bir seçenek değil.

Coyoacan bölgesi & Strawberry Tours

coyoacan parkı
bölgeye adını veren coyoacan çakalları heykelleri

Eskiden bölgede çok fazla çakal yaşadığı için  çakal anlamına gelen “coyote” den türemiş bölgenin adı. Turistik bir bölge, bazı kısımları çok sakin, dinlenmek için huzurlu bir ortam arıyorsanız bu mahallede hoşunuza gidebilecek 10 larca mekan bulabilirsiniz.

Gittiğimiz yerlerde bahşiş sistemiyle çalışan ücretsiz tur var mı araştırırım çoğunlukla. Başkent Meksiko’da Strawberry Tours şirketine ulaştım internetten. Meksiko şehri için 3 seçenekleri var. Biz Coyoacan turunu yaptık sadece ama zamanımız olsaydı Tarihi Şehir Merkezi Turunu da yapmak isterdik. Coyoacan, Frida Kahlo’nun da mahallesi aynı zamanda. Tur Kahlo’nun evinin önünde biraz kendisinden bahsedilerek son buluyor. Yürüyerek yapılan bu turlarda İspanyolca ve İngilizce dil seçenekleri var.

Frida Kahlo Müzesi

Coyoacan mahallesinin en popüler noktası, Kahlo’nun müze haline getirilmiş evi. Önünde metrelerce uzanan kuyrukları görebilirsiniz.

Gitmeden önce internetten biletinizi alırsanız, bizim gibi içeri girebilmek için 2 saat sırada beklemek zorunda kalmazsınız. Müzenin web sitesinden çalışma saatlerini öğrenip biletinizi temin edebilirsiniz.

Biz, gittiğimiz gün girmeden hemen önce internetten alırız böylece sırada beklemek zorunda kalmayız diye düşünmüştük,  fakat ufak ama kritik bir detayı atlamışız. Bilet alırken ziyaret saatinizi seçiyorsunuz, her ziyaret saatinin de bir limiti var. Biz sıraya girdiğimizde saat 11.00 civarıydı ve o esnada satın alabileceğimiz saat aralığı 15.00 idi. Bu plansızlıktan dolayı gişeden bilet alma sırasına girip 2 saat beklemek zorundan kaldık.

2 saat beklememize değdi. Kahlo’nun hayatı boyunca yaşadığı sıkıntıları, bu sıkıntılara rağmen hayata tutunması, fiziksel problemlerini ve engelleri adeta modada yeni bir çığır yaratacak şekilde kullanmasını gözler önüne seriyor müze. Kapıdan girince büyük bir avluya çıkıyorsunuz. Bütün duvarlar canlı mavi renge boyanmış, avlu yemyeşil. Kahlo’nun kişisel eşyaları, tuvalleri, kıyafetleri ve tabloları… Koşturmadan rahat rahat gezmek için ortalama 2 saat harcanabilir.

Biletler tam 250 pezo, öğrenci veya öğretmen 48 pezo, bu demek oluyor ki öğrenci kartlarınızı sakın ama sakın unutmayın :)) Linkten hem biletleri satın alabilir hem de diğer detayları öğrenebilirsiniz. 

Coyoacan Market (Pazar Yeri)

Mahallenin bir diğer cazibe noktası ise pazarlar. Aslında bütün Meksiko şehrinde pazarlar var ama bu mahalledeki, turistlerin de ilgisini çektiği için turistik bir nokta haline gelmiş. Hem alışveriş yapıp hem de karnınızı doyurabiliyorsunuz bu pazarlarda.

Kıyafetler, hediyelik eşyalar, yemekler, kasaplar, hepsi bir arada. Lezzeti arttıracak miktarda hijyenden yoksun, yeteri kadar sıkışık. Google maps’te “Coyoacan market” olarak geçen pazar’a strawberyy tours’un coyoacan turunda da uğruyorsunuz. Bu pazarda “tostadas” yedik. neredeyse pazarın tam orta yerinde yüksek taburelerde oturarak yiyorsunuz. Tostadas taco’nun kenarlardan kıvrılmamış hali, üzerine 10’larca çeşit malzeme koyuyorlar. Hepsine peynir ve avokado ekliyorlar süs olarak.

Yediklerimiz

Yemek kültürümüz oldukça benzer. Karbonhidrat ağırlıklı oldukça fazla seçenek var. Çoğunluğu Amerika’daki gibi tatlı ağırlıklı olsa da göstermelik 1-2 tane tuzlu bulabiliyorsunuz. Tuzlu seçeneklerinin az olması en bariz fark olabilir.

mexicanfood

Kaynamış Mısır

Biraz yorum katmışlar bizim yediğimiz halini daha kalorili daha lezzetli hale getirmişler. Kaynamış mısırın etrafına tereyağı sürüp, üstüne rendelenmiş peynir onun üstüne de isterseniz toz biber isterseniz biraz daha tuz. Oldukça doyurucu ve tat olarak yoğun. Türkiye’de keşfedilse bence müşterisi çok olur.

mexicanfood1Dorilocos

Tabelalar çok fazla görüp merakla aldık. Almadan önce tezgahlarda sıralanmış doritos paketlerini gördük ve anlam veremedik. Aldıktan sonra anladık ki aslında ama malzeme doritos. Doritos u açıp içerisine haşlanmış nohut, soğan, soslar peynir vb malzemeler eklenerek yapılıyor, yani bir nevi karbonhidrat nasıl daha fazla tüketilir diye kafa yorulmuş adeta.

0.5 LT su ile birlikte aldığımız Dorilocos için 40 pezo ödedik. Su ne kadar hatırlamıyorum ama en fazla 10 pezo dur.

Chilaquiles (Konum)

Chilaquilesİnternetten araştırma yaptığımızda en fazla bu sokak yemeği karşımıza çıktı. Sabah yenildiğini görünce gidelim hakkını verelim dedik. İyi ki de gitmişiz sabahın köründe böyle bir sıra olması lezzetin seviyesini anlamamıza yetti zaten. Biz sırada beklerken her kesimden insanın gelip sıraya girdiğini gözlemleme şansımız da oldu. Taksiyle geleninden tutun da bisikletiyle uğrayana kadar bir çok insan profili. Paket servis bile yapıyorlar. Moto-kuryeler bal yapan arılar gibi yarım saat içerisinde belki 5’er kere paket bırakıp geldiler.

Bu kadar popüler olmasını sağlayan ne bu tezgahın ?

İçindeki malzemeler: Şinitzel usülü pişirilmiş tavuk, köz patlıcan, rendelenmiş peynir (hafif, yağsız denebilecek hafiflikte) ve ekmeği tabanına püre halinden sürülmüş kuru fasülye ve tabii ki de taze ekmek.

Şinitzel hemen üst katta taze taze pişiriliyor ve aşağıya indiriliyor. Diğer malzemeler de aynı tazelikte, dolayısıyla lezzet kaçınılmaz oluyor.

Meksiko City’e ne kadar zaman ayırmak lazım?

Çok büyük bir şehir araştırma yaparken 7-8 gün ayırsanız bitmez diyenler de vardı 2 hafta kalsanız gezersiniz diyenler de.

1 gün piramitlere ayırsanız,1 gün coyoacan bölgesi ve frida kahlo müzesini gezseniz, 1 gün centro historico olarak bilinen tarihi meksiko bölgesine zaman ayırsanız, koşuşturmadan 3 tam gün yeterli olur. Ekonomik olarak bakıldığında asıl bütçe kalemi uçak biletleri olduğu için hazır gitmişken en az 1 hafta geçirilebilir. 1 haftadan fazla zamanınız var ise Guadalajara şehrine vakit ayırılabilir. Daha az turistik, daha az kalabalık ve daha ekonomik olması tercih sebebi olabilir. Biz oraya gitmedik ama Meksika’ya biraz daha vakit ayırabilseydik 2. şehrimiz orası olurdu. Tercihini denizden yana kullananlar Cancun’u tercih edebilir ama deniz konusunda Türkiye’den gidiyorsanız çok beklentiye girmemek gerekir, Türkiyedeki sahiller ve koylar oldukça iddialı.

Para işleri, hesap kitap

5 gün kaldığımız Meksika tatilimizde yaklaşık 7.000 pezo harcadık. (350$ civarı-konaklama hariç)

Konaklama için odayı Airbnb’den ayarladık, 4 gece için 172 $ ödedik. Daha ekonomik seçenekler vardı tabii ki. Banyosu özel olan daha ferah görünümlü bir odayı tercih ettik.

Havaalanından, kaldığımız mahalle Condesa’ya gelmek için Uber’e 150 pezo ödedik.

Yukarıda bahsi geçen rakamlar kemer sıkmadan adeta İngiltere’den Türkiye’ye gelen bir turist edasıyla ulaşılmış rakamlardır. Daha dikkatli davranılırsa ortalama %10-20 civarı daha düşük bütçeye ulaşılır.

Amerika’ya giderken nelere dikkat etmelisin?

Mesafe ve kalınacak süre uzayıp gidilecek ülke ABD olunca ister istemez insanda bir gerginlik vücut buluyor. Ne götürebilirim yanımda ne kadar götürebilirim, bunu kabul ederler mi? Orada var mıdır Varsa da pahalı mıdır ? Bir sürü gerekli gereksiz soru arka arkaya sıralanıyor.

Bu kısımda takıldığım gereksiz detaylar umarım, yolculuğunuzun kuş tüyü hafifliğinde geçmesine yardımcı olur. Valiz hazırlığı, kabin valizi detayları, biletler ve yanınızdan ayırmamanız gereken formlar…

Biletler ve dikkat edilecekler

Gidiş dönüş aldıysanız biletinizi özellikleri dönüş biletinizi uçuş gününüzden 1 hafta önce kontrol edin. Acentadan aldıysanız, firmanın uçuş ile ilgili değişiklikleri size bildirememe ihtimali yüksek.

Deneyimim

Dönüş biletimizi gidiş bileti ile aldık ve 6 ay sonra geri dönecektik. Dönüş gününe kadar da uçuşu kontrol etmedik. Havalimanına vardığımızda fark ettik ki uçuş değiştirilmiş ama bize haber veren olmadı. Neyse ki başka bir uçuş ile Almanya aktarmamıza yetişebildik.

Biletimizi Lufthansa’dan almıştık ama uçuşu United Airlines gerçekleştiriyordu. Biz Lufthansa ile iletişim kurmaya çalıştık ama boşuna vakit kaybettik. Bütün sorun ve problemlerinizle uçuşu gerçekleştiren firma ilgilenmek zorunda. Uçuşu gerçekleştiren United Airlines görevlileri Lufthansa ile görüşmemizi söylediler.

Tavsiyem

Dönüş biletinizi de gidiş biletinizle beraber alıyorsanız, uçuş gününüze 1 hafta kala uçuşunuzu kontrol edin. Uçuşunuz ile ilgili tüm problemlerinizle uçuşu gerçekleştiren firma ilgilenmek zorunda biletiniz başka firmadan olsa bile. Bazen görevliler yanlış yönlendirebiliyorlar.

Gidiş-hazırlık

BAVUL-VALİZ hazırlığı

İdeal

Bileti aldığınız firmanın kurallarına uyun. Hem bavul başına ne kadar olmalı hem kabine neler alınabilir vb.

Örneğin; Toplamda kişi başı 46 kilo hakkınız var diyelim. Parça başı 23 kiloyu geçmemeniz gerekiyor. Tek bavul alırım 45 kilo yaparım derseniz sıkıntı yaşayabilirsiniz. Türkiye’den çıkışlarda problem yaşama olasılığınız daha düşük olsa da dönüşte 1 kilo bile problem olabiliyor.

Deneyimim

Ben giderken kilo konusunda problem yaşamadım, kabine aldığım valizleri tartmadılar. Kabine 1 tekerlekli standart “kabinboy olarak bilinen valizlerden, 1 adet sırt çantası ve bir bağlama (müzik aleti) aldım. Giderken hiç problem yaşamadım. Kabin valizlerini ve sırt çantasını tartmıyorlar. Hem gidişte hem dönüşte onların ağırlıklarını kontrol etmediler. Ama kural olarak 2 parça hakkınız var. Bir tane el çantası/sırt çantası bir tane de kabin valizi alabilirsiniz.

Dönüşte büyük valizlerin ağırlıklarını ayarlayamadığımız için bazı eşyalarımızı kabin valizlerini sıkıştırmak zorunda kaldık. 2 aktarmalı bir dönüş yolculuğu idi. Kabin valizlerini genişleterek eşyalarımız sıkıştırabildik fakat bu sefer kafa üstü dolaplara sığdırmakta zorlandık.

Aktarmalar esnasında tekrardan güvenlik kontrolünden geçmiyorsunuz. Büyük ihtimalle uçaktan indiğiniz terminalden çıkmadan diğer uçağa geçeceksiniz.

Tavsiyem

1- Önden binin: Uçağa ön sıralarda binerseniz hepsini aynı yere koyabilirsiniz, boş bagaj yeri aramak zorunda kalmazsınız.

2- İyi hesaplayın ağırlıkları: Kilo konusunda probleminiz var ise, ağır ama az yer kaplayan eşyaları kabin kısmına aktarın.

3- Hazırlıklı olun: Son dakika süprizleri için valizlerinizin en üst kısmına büyük 1-2 tane poşet veya sırt çantası ya da bez çanta koyun, muhtemel hesap hatalarına karşı son dakika düzenlemeleri yapabilirsiniz kolaylıkla.

4- Değersizler en son: Gözden çıkarabileceğiniz en eski ve değersiz eşyalarınızı en son koyun valize ki atmak zorunda kalırsanız onları atmak ile başlayabilesiniz.

Kabin valizine neleri koymalısın ?

Elektronik eşya veya değerli eşyalarınızı kesinlikle kabin valizinde yanınızda taşıyın. Maddi değeri yüksek saat, takı ya da bilgisayar, tablet, telefon, kulaklık gibi elektronikler de yanınızda olsun. Kısacası, sıvı içermeyen ve sizin için önemli olan her şeyi mümkünse kabinde yanınızda götürün.

Yolculuk esnasında lazım olabilecekler

Deneyimim

Uçakların soğutma sistemleri zamana şirkete ve o yolculuktaki görevli personele göre değişebilir. Ama genel olarak soğuk olduğunu söyleyebiliriz. Biz giderken kışın giyilen pamuklu eşortman altı ve üst giyim olarak da “kat kat” tekniğini tercih ettik. Tişört, kapşonlu uzun kollu, ve üstüne başka bir uzun kollu, lazım olursa diye.

Tavsiyem

Yedek çorap, atıştırmalık çerez, abur cubur, müzik dinlemek için kulaklık, taşınabilir güç kaynağı (powerbank) yanınıza alabilirsiniz.

Aktarmalar çoğunlukla Almanya üzerinden yapılıyor. Almanya-ABD arası uçuş 7-15 saat arası değişebiliyor gideceğiniz eyalete göre. Vakit geçirebilmek için izlemek istediğiniz dizi film, okumak için kitap almanız, daha az yorulmanıza yardımcı olur. Uçakta izleyebileceğiniz filmler de var ama, zaten takip ettiğiniz dizileri internetsiz izleyebilecek şekilde yanınıza da alabilirsiniz.

Abd’ye giriş ve valiz içeriği

Ağustos 2018 tarihli bir arkadaşın  ABD’ye uçuşundan kısa bir not ÖNEMLİ:

Bir deneyim

Bu yazıyı dolar 6-7 civarında salınırken yazıyorum. ABD mevcut gerginlikten dolayı sanırım bagaj kontrolünü biraz daha sıkı tutmaya başladı. Arkadaşım 2 kangal sucuk almış Türkiye’den Abd’ye giderken. Girişte hem sucukları alıyorlar hem de 300$ ceza yazıyorlar. Öğrendiğimde ben de şok oldum. Aslında “peynir filan denenebilir, en fazla yakalanırsınız” tavsiyesi verecektim ama, risk almaya gerek yok.

Tavsiyem

Sakin  bir giriş yapmak istiyorsanız, götürülmesi yasak yiyecekleri yanınıza almayın. Her şehirde Türkiyeden tanıdık markaları satan en az 1 market vardır diye tahmin ediyorum.

Yiyecek dışında istediğinizi koyabilirsiniz, tabii ki her uçuşta yasaklı olan maddeleri söylemiyorum. Kilo sınırına dikkat ederseniz hiç problem yaşamazsınız.

Çıkış yaptığınız havaalanından size valizleri takip edebileceğiniz barkod numaraları verilecek, onları kaybetmeyin, olur da valiziniz kaybolursa nerede olduğunu bulmanızı kolaylaştırır o barkodlar.

Biletinizi veren görevlinin valizleri varış noktanıza kadar bağladığından emin olun ve teyit edin. Genelde söylemenize gerek kalmaz ama olur da o gün işe başlamış birisine denk gelirseniz, aktarmaya kadar bağlama ihtimali her zaman var 🙂 Verilen barkodlarda biniş şehri ve valizlerin varacağı şehir yazar.

İnişe 1 saat kala size gümrük giriş formu verecekler. O formda yanınızdaki yiyecekler konusunda yalan söylemeyin, olur da kontrol ederler ve yalan beyan tespit ederlerse problem yaşarsınız.

I-20 ve DS-2019 formlarını yanınızdan ayırmayın

Eğer öğrenci veya araştırma görevlisi olarak giriş yapıyorsanız size ABD tarafından verile I-20  veya DS-2019 formlarının asıllarını yanınızdan hiç ayırmayın. Ülkeye girerken normalden fazla dikkatli olduğunuzu düşünürsek unutmanıza ihtimal vermiyorum ama asıl problem Amerika’da kaldığınız süre zarfında giriş çıkış yaparken meydana geliyor.

Deneyimim

Diyelimki 6 aylığına Amerika’dasınız ve hazır gelmişken yakın ülkeleri gezeyim dediniz. Küba’ya gittiniz ve bizim gibi yanınıza DS-2019 formunuzu almadınız. Dönüşte ABD’ye tekrar giriş yaptığınız için sizden o formun aslını isteyecekler. Biz o formu yanımıza almayı unuttuk ve dönüşte madem form yok yanınızda, doğrulamamız lazım dediler ve bizi mülteci ofisine aldılar. Normal şartlar altında ülkeye o formsuz giremezsiniz.  “İlk seferlik girişinize izin veriyoruz bir sonrakinde kişi başı 600$ ödemeniz gerekir” dediler.

Tavsiyem

I-20 DS-2019 ya da hangi formu kullanıyorsanız o formu pasaportunuza zımbalayın ya da bantlayın ki pasaportunuzla birlikte taşıyın her an.

Eminim sizin de bu listeye ekleyecekleriniz vardır, yorum kısmına beklerim.

Miami Keywest Rehberi

 

4-9 Haziran 2018 tarihli deneyim.

GTA vice city bilgisayar oyunundan ezbere biliyorsanız çok zorlanmazsınız, oyun zaten şehrin en popüler kısmı olan Miami Beach bölümünde başlıyor.

 

 

 

Florida’ya kadar gelmişken Miami’ye gitmeden Türkiye’ye dönseydik ayıp olurdu herhalde. Tampa’dan Miami’ye arabayla ortalama 4 saatte gidebiliyorsunuz. Biz 93(75) üzerinden gidip  41 üzerinden döndük yol üzerinde Everglades National Park ve Amerikanın en küçük binası Ochopee postahanesine uğradık. Dönüş yolu daha yeşil daha az sıkıcı idi bizim için. Postahanenin detayları aşağıda.

 

Konaklama ve Otopark

Araştırma yaparken kalacağımız yerin Miami beach kısmında olmasına dikkat ettik çünkü şehirde araç kullanmak ve park yeri bulmak sıkıntılı, ücretsiz park etme şansınız yok denecek kadar az çok fazla araba var çünkü. Eğer Miami Beach kısmında kalırsanız ücretsiz nostaljik tramvay görünümlü araçlarla adanın büyük kısmına ulaşabiliyorsunuz. Ada yukarıdan aşağıda uzanıyor ve temel olarak North Beach ve South Beach olarak ikiye ayrılıyor. North Beach daha sakin daha sessiz ve popüler olmayan dolayısıyla da konaklama fiyatları daha uygun olan kısım, South Beach ise daha popüler, Ocean Drive, Lincoln Street ve diğer popüler caddelerin olduğu kısım, gece hayatına daha yakın ve sokaklar hareketli. Biz geceleri sakin sakin uyuyalım ve daha uygun fiyatlı konaklayalım istediğimiz için North beach’i tercih ettik.

Herhangi bir şehirde konaklama ararken dikkat edeceğiniz kriterlere ek olarak, Miami’ye eğer araba ile gidiyorsanız otopark var mı yok mu ya da ne kadar var öğrenmeniz, kaldığınız gün kadar otopark parası vermekten kurtarır sizi.

Biz Seaside all suites otelde kaldık. Adanın en uygun fiyatlı otellerinden idi. Airbnb taraması da yaptık fiyatları pek de farklı olmadığı için en azından otelde kalalım dedik, iyi ki de öyle yapmışız. Stüdyo odada kaldık, oturma odası ve mutfak bile vardı ve sanırım yeni yapılmış. Liste fiyatı 66$ olan odaya vergilerle birlikte gecelik 100$ vermiş olduk. İlanda otopark var yazıyordu fakat gidince gördük ki otopark sınırlı, erken gelen kapar, kapamayan ücretli otoparka şeklinde. 2 sokak arkaya giderseniz ücretsiz bölgeye geçiyorsunuz ama oralarda da akşam saati yer bulmak zor, sabahtan denerseniz belki şansınız olabilir.

DİKKAT: Park ederken dikkat etmeniz gereken bir çok detay var, ceza yemeyin sonra linkten detaylara bakabilirsiniz. Hiçbir tabela yoksa ve sarı ile boyalı kaldırım veya asfalt yoksa park edebilirsiniz, yine de listeyi gözden geçirin.

Oteli ayarladıysanız arabaya da sote bir yer bulduysanız gerisi kolay. Yaptığınız listedeki görülecek noktalara ulaşmak için en uygun ulaşım aracı nostaljik tramvay olacaktır. Linkten rota ve saat bilgilerine ulaşabilirsiniz, telefon uygulaması da var. Google mapsten de takip edebilirsiniz ama net olmayabilir, biz kararsız kaldık bazı noktalarda, uygulamayı indirince daha kolay kullandık.

Gezme Tozma

Gezilecek yerlere zaten diğer web sitelerinden bakmışsınızdır, biz de oralardaki tavsiyeleri takip ettik diyebilirim. Kendi deneyimimizden bahsetmek gerekirse;

Little Havana (konum)

Şehirde latin Amerika nüfusu oldukça yoğun, yıllar içerisinde Küba’dan buraya göçen bir hayli fazla insan olunca böyle bir mahalle doğmuş. Bir cadde boyunca küba mutfağına sahip restoranlar, domino oynayan amcaların oturduğu park, Küba purosu ve kahvesi satın alabileceğiniz dükkanlar..

littlehavana.jpg

 

Araba ile giderseniz domino parkın hemen arkasındaki sokaklarda park yeri bulma ihtimaliniz yüksek, ana caddeye ya da ücretli otopark’a park etmek zorunda kalmayabilirsiniz.

 

 

azuricecream.jpg

littlehavana2Azura Ice Cream (konum)

Tavsiyeler üzerine gittik, çok çeşitli dondurmalar var fiyatlar gayet uygun ama bize övüldüğü kadar süper değilmiş gibi geldi. Belki de tarzı öyledir bilemiyorum ama dondurmalar alışık olduğumuz gibi sert değil biraz eriyik haldeydi, belki de o güne özel bir durumdur, Kilwin’s chocolate zincirinin dondurmasını çok daha fazla beğenmiştik.

Wynwood Walls (konum)

2009’da Tony Goldman tarafından Wynwood mahallesindeki ambarların graffiti sergisi haline getirilmesiyle bölge de turistlerin uğrak bir yeri olmuş. Dünyanın dört bir yanındaki profesyonel graffiti sanatçılarını davet edip bu sanata gereken önemin verilebilmesi için kolları sıvamışlar ve ortaya çok güzel bir iş çıkmış. Bu kadar çok  graffitiyi bir arada görmek gerçekten büyüleyici. Giriş ücreti ödemiyorsunuz hızlı gezerseniz 30-45 dk. sürer uzatmak isterseniz saatlerce 🙂

wynwoodwalls

 

 

 

 

 

 

 

 

wynwoodwalls

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

wynwoodwalls3

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Miami’de yemek yemek

Kur farkından dolayı mümkün mertebe harcamaya dikkat ediyorsanız, restoranların happy hour uygulamalarına bakmakta fayda var. Çoğunlukla 4.30-6.30 arası oluyor ve tek gün uygulayan mekanlar genelde çarşamba günlerini tercih ediyorlar. %50 civarında indirim yakalayabilirsiniz, servis ücreti turistik mekanlarda 10$ a kadar yükseliyor, önden öğrenmek faydalı olabilir.

 

Meşhur Lincoln Road üzerindeki 1957 Cuban Cuisine restorana gittik. 4.30-6.30 happy hour uygulaması var. Menüdeki bir kaç seçenek indirimli, buraya kadar her şey güzel ama hesap öderken gördük ki 10$ servis ücretini peşin alıyorlar. Mojito Happy hour saatlerinde 6-7 $ civarında olması lazım.

 

Ben Foursquare uygulamasını kullanıyorum gittiğim yerlerde restoran bulmak için. Verilen puanlarla gerçeğe yakın bilgi edinebiliyorsunuz. Mutfak, fiyat bandı vb filtrelerle istediğiniz restorana ulaşıyorsunuz. Uygulama içerisinde happy hour listelerine de ulaşabilirsiniz.

Miami-Keywest arasındaki yol fotoğraflardan gördüğümüz andan itibaren bizi çok heyecanlandırdı. Köprülerle birbirine bağlanmış bir sürü irili ufaklı ada. Yolun büyük kısmında iki yanınızda deniz var sadece. Hani İstanbul’a anadolu tarafından giriş yapıp köprüden geçerken heyecanlanırsınız çünkü hem suyun üstünde gitmek hem de manzara çok etkileyicidir. O 3 dakikalık heyecanın 2 saat boyunca sürdüğünü düşünün. Bazı noktalarda sadece gökyüzü bulutlar ve denizi görüyorsunuz. Fotoğraflardan ne kadar hissedilir bilmem ama şunu biliyorum ki Miami’ye kadar gelip bu yolculuğu yapmadan dönerseniz hata edersiniz. (Amma övdüm ya, abartı mı oldu biraz!)

Keywest

Miami’den Keywest’e araba ile yolculuk “yapmadan gelme” listesinde. Üç buçuk saat sürüyor ortalama. Mesafe 165 mil (265km) aslında daha kısa sürmesi gerekir normal şartlarda ama yol çoğu zaman 2 şeritli ve yerleşim yerlerinden geçiyorsunuz. Yol üzerinde yapabileceğiniz bir çok aktivite var zamanınız varsa sadece yolculuk ve

keywest12

 

 

 

 

 

aktiviteler için 1 gün harcanabilir hatta 1 gece konaklanabilir.Bizim zamanımız kısıtlı olduğu için sadece en çok ilgimizi çekeni seçtik. Kısa bir araştırma yaparsanız bu yolculukla alakalı hazırlanmış yapılacaklar listesine rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Tarpon balıklarını besleme noktası (Konum)

Bizim gibi sadece bu noktada mola vereceksiniz tam olarak yolculuğunuzun yarısında mola vermiş olacaksınız. Bizim için Miami-Keywest tatilinin en unutulmaz ve en heyecan verici kısmı buradaki balıkları beslemekti.keywest_scarface

Hikayesi

1976’da Robbie ve eşi Mona, kıyıya vuran yaralı tarpon balığını iyileştiriyorlar. Yüzündeki yaraya dikişler atıldığı için de Scarface adını takıyorlar. İyileştikten sonra derin sulara geri gönderiyorlar. Scarface zaman zaman onları ziyarete geliyor ve hatta yanında arkadaşlarını da getiriyor. Yıllar içerisinde tarpon balıklarının uğrak yeri oluyor burası çünkü her gün yüzlerce insan onları beslemek için bu noktada mola veriyor.

keywest_scarface_tarpon balıklarını beslerken videosu 

Akşam 8’e kadar açık. Giriş için 2$ 1 kova balık için 4$ ödüyorsunuz. Kovada 10 dan fazla balık oluyor. 2 kişinin beslerken heyecanı doruklarda yaşaması için oldukça yeterli:) Ben deniz çoçuğuyum hepsini kendi ellerimle veririm diyorsanız o ayrı, ilk kovayı bitirin duruma göre bakarsınız. Balıkları beslediğiniz kısmın dışında hediyelik eşya dükkanları ve restoranlar var. Aceleniz yoksa burada ortalama 1 saat harcarsınız. Sadece balıkları beslemek ve yola devam etmeyi planlıyorsanız yarım saatinizi gözden çıkarın.

Keywest çok küçük olduğu için bir günde her yerini görebileceğiniz bir yarımada. Biz yeni bir yere gittiğimizde zamanımız yettiğince her yerini görelim istiyoruz ve bazen o kadar abartıyoruz ki görev edindiğimiz için keyif almayı unutabiliyoruz yorgunluktan. Keywest biraz da keyfine göre sokaklarda gezmelik, tembellik yapmalık bir yer.

Adanın en uygun fiyatlı tesisi Seashell motel‘de kaldık. O bile Miami’den çok daha pahalıydı. Gecelik 155$ ödedik. Tesis eski, odalar dar ama zaten sadece uyumaya geleceğinizi düşünürsek çok da problem değil. Tuvalet-banyo yenilenmiş temizlikle ilgili problem yaşamadık. Tek problem odalardaki pencere tipi klimalar idi. Gürültülü çalışıyorlar, özellikle geceleyin uykunuzdan uyandıracak kadar.keywest2

Southern Most Point en turistik noktalardan adada. Amerika’nın en güney noktası, Küba’ya en yakın, gidilebilir kara parçası. Önünde sıra vardı biz de uzaktan araya kaynak yaptık beklememek için.

Hava çok sıcak olduğu için güneşin altında gezmek yerine bir mekanda akşam için enerji toplamaya karar verdik. Yine Foursquare uygulamasından Happy Hour bir bar bulduk. Half shell raw bar. 4.30-6.30 arası listede belirtilen içeceklerde %50 indirim bizim için yeterince ikna ediciydi ve mekanı da sevdik.Gün batımının izlendiği Mallory Square’e 5dk yürüme mesafesinde ve deniz kenarında.

Akabinde gün batımı için Mallory Square’ e yöneldik. Yaptığımız araştırmada en çok tavsiye edilen nokta burasıydı gün batımını seyretmek için. Güneş batma saatinde en az yarım saat önce orada olursanız hem istediğiniz gibi oturacak yer bulabilirsiniz hem de meydandaki müzik gruplarını dinleme şansınız olur.

Meydandan ayrılıp adanın en popüler mekanlarından Sloppy Joe’s Bar‘ a gittik. Gece geç saatlere kadar canlı pop-rock müzik var. Ertesi gün Hemingway müzesini gezerken öğrendik ki Ernest Hemingway bu mekanın müdavimlerinden. Eğer hareketli bir ortamda turist gibi eğlenip kendinizden geçimek istiyorsanız burası sizin yeriniz. Gün içerisinde serinlemek üzere mola verilebilir bir mekan aynı zamanda.

 

Hemingway Müzesi 

Ernest Hemingway 1931-1939 yıllarında adadaki evinde yaşıyor. Şimdi müze olarak kullanılan bu ev vefat edene kadar da Hemingway’in evi olarak kalıyor. 8 sene bir ömürde kısa gibi görünebilir ama  Hemingway en verimli yıllarını burada geçiriyor. Dünyaca ünlü kitaplarının çoğunluğu bu yıllarda yayınlıyor. Ev oldukça büyük ve bahçe içerisinde hem de yemyeşil bir bahçe. Bir yakasını boydan boya saran balkon’da vakit geçirmek eminim çok zevklidir. Hemingway’ın en verimli zamanlarının bu evde olması boşa değil.

eksikler var yine de

Giriş 14$ saat 5’e açık. Gönüllü rehberler eşliğinde gezerseniz daha çok zevk alacağınıza eminim. Kedileri seviyorsanız, tur esnasında ilginç bilgiler edineceksiniz, o da sürpriz olsun.

Başlangıç noktası

Ada ve en uç nokta olunca mesafeleri ölçmek için belirlenen bir noktada oluyorsunuz doğal olarak. 0 mile tabelasıyla fotoğrafımızı da çektik tabii ki.

Key lime pie

Adanın lime limonları da meşhur ve bu limonlarla yapılan turtalar da. Birden fazla seçenek var biz Key Lime Pie Bakery de denedik, limon tadını seviyorsanız tatlıda kaçırmayın.

Amerika’nın en küçük postahanesi Ochopee Post Office de dönüş yolumuzun üstünde olunca ufak bir mola da orada verdik. Aslında Türkiye’ye buradan bir kart göndermeyi hedeflemiştik ama mesai saatini kaçırmışız.

ochopeepostoffice

Everglades Park Shark Valley

Internet üzerinden araştırdığımızda çok övgüler aldığını gördük ve madem bu kadar popüler gidelim dedik. Bizi yeterince tatmin etmedi çünkü çok büyük bir alanda çeşitli kuşlar ve bir kaç tane timsah görüyorsunuz. Parkı ya bisikletle ya da  elektrikli araçlarla gezebiliyorsunuz yürümek pek mümkün değil çünkü 15 mil civarında. Parka giriş için 25$ bahsettiğim araçlarla gezmek için de kişi başı 25$ ödüyorsunuz. 75$ lık bir deneyim değildi bizim için.

 

 

Sinemaya bedavadan biraz ucuza gitmek ! Sinemia

sinemia

“Boşver evde rahat rahat izleriz işte, mısır da patlatırım ben size”

“Trafik vardır şimdi, bilet sırası bekle filan, aman boşver gel evde kocaman tv var işte”

“Kişi başı 20 şerden 80 TL az para gel boşver evde izleyelim”

“sen bana filmin adını söyle indiririm ben onu hemen”

Yukarıdaki  cümleler başarıyla savdıysanız ve sinemaya gitmeye kararlıysanız ama aynı zamanda mevcut fırsatları da kullanarak sinema keyfine devam dediniz onun için bu yazıyı okuyorsunuz.

Her geçen gün her şey daha pahalı oluyor, sinema biletleri de bunlara dahil tabii ki. Sıktığımız kemerin ilk ilmeklerini de kültürel sosyal aktivitelerimiz içeriyor. Her ne kadar farkında olmasak da çoğu zaman aslında sosyal ihtiyaçlarımız da fiziksel ihtiyaçlarımız kadar önemli, belki de daha fazla.

Birazda okuyacaklarınız sinemada film izleme keyfini daha ekonomik hale getirmek için bir kaç tavsiye içeriyor. “Altı üstü 2 sinema bileti değil mi” ne olacak diyorsanız bu yazı size göre değil, buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler.

Sinema keyfine devam etmek isteyen ama daha az bütçe ayırarak yapmak isteyenlere bir kaç tavsiyem olacak.

1-Sinemia

Hakkında bir çok şikayet olan ekşi sözlükte sayfalarca problem yaşayan insanları yazılarını okuyabileceğiniz uygulama. Temel mantığı aylık üyelik üzerinden seçtiğiniz paketi istediğiniz sinemada istediğiniz zaman kullanabilmeniz üzerine kurulu.

Önce sinemia web sitesinden üye oluyorsunuz, ödemenizi yapıyorsunuz. Sonra size sinemia kartınızı gönderiyorlar. Teslim aldığınız tarih itibariyle üyeliğiniz başlıyor ve kullanıma hazır.

Ben ayda 3 sinema paketini Enpara’nın kampanyası ile 14.99 TL ye almıştım. Web sitesine girdiğinizde bu paketi 1 aylık olarak aldığınızda 36 TL olarak gösteriyor ama inanmayın.

Ben web sitesine girdiğim ve kullandığım için bana google sinemia reklamları gösteriyor ve o reklamlarda 21 TL ye ayda 3 sinema paketi alabiliyorsunuz. Siz de üye olup bir iki kez giriş çıkış yaparsanız sanırım 1 hafta içerisinde size de aynı reklamlar gelecektir, onlardan birisine tıkladığınızda 3 filmi 21 TL ye izlemiş olacaksınız. Ya da enpara müşterisi iseniz ayda 18,99 TL ye 30 Eylül 2018’e kadar ayda 3 film izleyebilirsiniz. Detaylar burada

Peki Nasıl Sinemia kullanmak zor mu ?

İki seçeneğiniz var bilet almak için

1- Telefonunuzda uygulamayı açıp gerekli işlemleri sinemaya yakın bir yerde yapıyorsunuz(GPS’ten algılıyor) ve sinemia kartınız herhangi bir kredi kartı gibi gişe görevlisine verip koltuğunuzu gişeden seçip ödemeyi yapıyorsunuz.

2- İleri tarihli bilet alma: Ben bu seçeneği kullanmayı 1 kere denedim ama başarılı olamadım. Sanırım ayda bir kez ertesi gün veya sonrasına bilet alabiliyorsunuz bu yöntemle. Uygulamadan seçtiğinizde kredi kartı gibi kullanarak biletin satıldığı web sitesinden ödemenizi yapıp satın alıyorsunuz.

Sinemia dikkat edilmesi gerekenler

1-Ödeme bilgilerinizi sisteme girdiğinizde otomatik ödeme talimatı vermiş oluyorsunuz. Siz iptal etmediğiniz sürece her ay paket ücreti kartınızadan çekilecektir. Kullanmayı bıraktığınızda iptal etmeyi de unutmayın:)

2-Diyelim ki paketiniz 30 unda bitiyor ve siz sonraki ay kullanmak istemiyorsunuz. İptal etmek için son günü beklemenize gerek yok. 20 sinde iptal etseniz bile kalan son 10 gündeki haklarınızı kullanabiliyorsunuz.

2- Sinemaların Halk Günleri & Cinemaximum ilk seans 

Bu seçenek kullanması en kolay olanlardan. Sadece gideceğiniz sinemanın halk gününü  öğrenmeniz yeterli. Sanırım kullanması kolay olduğu için de faydalandığınız indirim ikna edici değil genelde.  Çoğunlukla salı ya da çarşamba günleri tercih edilir. Gişeyi arayıp detaylı bilgi alabilirsiniz.

Örnek vermek gerekirse Cinemaximum salonlarında izlemeyi planlıyorsanız o gün çarşamba. Büyük şehirlerde fiyatları 20 TL civarında iken çarşamba günü 7-14 TL arasında değişen fiyatları olduğunu öğreniyoruz açılan sayfadan. (mayıs 2018 itibari ile)

Cinemaximum sinemalarında izlemek istediğiniz filmin o günkü ilk seansına biletinizi maximum kredi kartı ya da iş bankası banka kartı ile alırsanız 8 TL ye alabiliyorsunuz (3D filmler dahil) detaylı bilgi burada

Hafta sonu avmlerin kalabalıklığını düşünürsek ilk seans haftasonunu daha uzun geçirmek ve indirimli bilet almak için iyi bir fırsat olabilir.

3-Son dakika indirimleri

Bu akşam film izlemeye gideceksiniz. Karnınız da hafif aç gibi ve fast food yemeyi tercih etme ihtimaliniz var ve gittiğiniz sinema avm içerisinde ise bilet almadan önce yemek bölümünü şöyle bir turlayın. Bazı zincir fast food markaları alışveriş yaptığınızda sinema biletini %50 lere varan indirimlerle satabiliyorlar. Biz bileti aldıktan sonra yemek almıştık, pek hoş olmamıştı. Cinemaximumlarda 22.99 olan bileti avm süpermarketinden (macro center-migros club kart olması gerekiyor) 15 TL ye aldık 10 TL lik market alışverişi ile 2 bileti indirimli alabiliyorsunuz.

Sinemadan değil de başka yerden bilet almak pek alışık olmadığım bir durum ama ikna edici teklifler olabilir. Hepsiburada.com’da benzinliklerde ya da zincir marketlerde indirimli biletler olabiliyor. Gittiğiniz sinemanın bulunduğu avmde bir süpermarket var ise kısa bir ziyaret hem paket mısır ve içeceklerden hem de biletlerden kar etmenize yardımcı olabilir. Patlamış mısır+kola için bir bilet parasından fazla para vermek rahatsız edici.

4- GSM Operatörleri Kampanyaları

Türkiyede hizmet veren 3 büyük operatör Turkcell, Türk telekom ve Vodafone un farklı üyelik klüpleri var ve bu klüplere üye olan müşterilerine güzellik yapıyorlar. Bu kampanyalardan yararlanmak için şifre ve şifrenin verildiği telefon numarasını bilmeniz yeterli, size ait olması şart değil, hatta telefon yanınızda olmasa bile olur. Bazılarında şifre uygulama ile alınıyor

Turkcell

Mayıs 2018 itibariyle web sitelerinde platinum üyelere pazar günleri 1 bilet alana 1 bilet bedava kampanyası detayları var. 31 Mayıs’ta bitiyormuş. Önceki kampanyalarında Genç Turkcell klübüne üye olan herkes aldıkları şifre ile Pazartesi ve Perşembe günleri 1 bilet aldıklarında 2. sini ücretsiz alabiliyorlardı.

Türk Telekom

Dönem dönem kampanyaları oluyor fakat kullanımı kolay ve devamlılığı olan bir kampanya hatırlamıyorum. Gençlik kulübü SELFY i takip etmekte fayda var.

Vodafone

Freezone

Hala devam ettiğine göre devamlılığı en yüksek seçenek bu olabilir bu kategoride. Freezone klübüne üye iseniz pazartesi-perşembe günleri 1. bileti alana 2. bilet bedava. Kullanmak için telefon numarası ve şifreyi kasaya iletmeniz yeterli. Arkadaşınızdan da alabilirsiniz.

Detaylı bilgi için link  burada

RED

Vodafone un diğer seçeneği. RED tarifelerinden birisini kullanıyorsanız (bazı tarifeler) Pazartesi, Perşembe, Cuma ve Pazar Günleri 1 bilet alana 2. bilet bedava oluyor. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Vodafone’un kamapanyası bütün sinemalarda geçerli değil dolayısıyla bulunduğunuz yerdeki sinemaları ilgili kampanyanın listesinden kontrol etmelisiniz.

St. Augustine- Savannah 3 günlük gezi

lightnermuseum3St. Augustine fotoğraf albümü                                              Savannah fotoğraf albümü

Kaldığımız şehir Tampa’ya 175 mil (285 km) mesafede ortalama 3 saat uzaklıktaki St. Augustine’e gitmeden önce konaklama işini halletik. Bu sefer çadırda kalalım, doğayla samimiyetimizi arttıralım dedik.

Amerika’da Kamp Yapmak

Linkten gitmek istediğiniz park ya da bölgeyi seçip rezervasyonunuzu yapabilirsiniz. Amerika’da State Park olarak geçen ve “milli park” a tekabül eden parklar kamp yapmak için en yaygın seçenek. İnternet sitesinden rezervasyon yapıp kalacağınız alanla ilgili detaylı bilgi alabiliyorsunuz. Sanırım neredeyse hepsinde elektrik-su tesisatı var.

Daha önce yapmadıysanız ve merak ediyorsanız iyi bir başlangıç olabilir deneyimlemek için. Çünkü Türkiye’ye kıyasla malzemeler daha kolay elde edilebiliyor ve kamp alanları istemediğiniz kadar çok. Biz iki gece Faver-Dykes State Park‘ta kaldık. St Augustine şehrine 17 mil- 25 dakika uzaklıktaydı. Tuvalet-banyo temizdi ve sıcak su vardı. Aslında internette temizlikle ilgili pek iyi yorumlar okumamıştık ama, sanırım hafta içi gitmemiz dolayısıyla sakin bir dönemine gelmemiz temizlik ile ilgili artı bir etken olmuş olabilir.

St Augustine ziyaretiniz için kamp yapacaksanız Anastasia State park 1. tercihiniz olmalı. Çünkü hemen şehrin dibinde ve sahili var. Çok talep görüyor sanırım biz orada yer bulamadığımız için Faver Dykes Parkta kaldık.

St Augustine

1. Gün

Kamp alanına yerleşip şehre gitmemiz öğleden sonra 3 ü buldu. Biz de bisikletlerimizle şehrin sokaklarını plansız keşfetmeye karar verdik. Biraz dolaştıktan sonra daha önce internetten de gördüğümüz St George caddesine geldik.

st augustine

Şehir Amerika’nın en eski şehri olarak biliniyor ve bu cadde de şehrin en eski caddesi, bir ucundaki tarihi şehir kapısı hala ayakta. Keyifli bir cadde, trafiğe kapalı sağlı sollu cafe, hediyelik eşya dükkanları, yiyecek, aperatif dükkanları sizi karşılıyor. Araştırma yaparken karşınıza çıkacak olan “Amerika’nın en eski ağaçtan yapılmış okulu” da bu cadde üstünde. King Street tarafından girip caddenin sonundaki tarihi şehir kapısına kadar gittik bisikletlerimizle. Cadde’nin sonunda solda Kilwin’s Chocolate dondurmacısı var. Taze waffle kokusu hiç aklınızda olmasa bile sizi bu dükkana kadar getiriyor! İçeride o kadar çok seçenek var ki hangisini alacağınıza karar veremiyorsunuz. Özel bir istekte bulunmazsanız seçtiğiniz bir dondurmadan kocaman bir top koyuyorlar. Türkiye’de tek tip seçmek yaygın olmadığı için biraz garipsedik ama dondurma dondurmadır diyerek devam ettik. Taze yapılmış külah seçerseniz 1 top dondurma için 6 $ civarı ödüyorsunuz.

kilwins chocolate

Dondurmalar bittikten sonra bisikletlere atlayıp bu sefer ertesi gün gezeceğimiz Casttilo San Marco kalesinin kenarındaki banklarda nehir manzarasının keyfini çıkardık sonra olmazsa olmaz “Lions Bridge” den karşıya geçip geri geldik. Biz tam geçerken yelkenlilerin altından geçmesi için köprü kapandı. Bu seromoniyi de görmüş olduk. Küçük güzel bir köprü. Diğer tarafa gidip geri gelmeniz ortalama 20dk sürüyor. Bu şehir de New Orleans gibi yürüyerek gezilebilecek kadar küçük bir şehir. Bisiklet tercih etmezseniz rahatça yürüyerek de gezebilirsiniz. Hava çok kararmadan, akşam serinliğinin tadını ormanda çıkarmak için kamp alanına döndük.

oldestschoolinus

2. Gün

Hava çok ısınmadan ve kalabalık artmadan sabahtan Castillo San Marcos kalesini ziyaret ettik. Giriş kişi başı 10$. Yıllar içerisinde farklı milletlere hizmet etmiş ve zamanında şehri korsanlardan korumuş bir kale. İngilizler, İspanyollar ve Amerikalılardan izler bulabileceğiniz bir kültür mozaiği haline gelmiş.

castillosanmarco

castillosanmarco1
Hemen her topun üzerinde İspanyollar’ın imparatorluk armasını görebilirsiniz. Bütün topların üzerine işlemelerini de yerleştirmişler ki kalenin kimin olduğu belli olsun 🙂

Şimdiye kadar gördüğümüz kaleler arasında en az sıkıldığımız ve yorulduğumuz kale olabilir. Kalenin duvarları sıkıştırılmış deniz kumu ve kabuklarından yapılmış ki darbe aldığında un ufak olmasın. Hiç aklıma gelmezdi daha dayanıklı olacağı.

castillosanmarco2

Flagler College & Lightner Museum

flagler college-lightner museum

Flagler College eğitim öğretime devam eden şehir üniversitelerinden birisi, başka var mı bilmiyorum ama biz turistik olarak ziyaret ettik çünkü hem kampüsü hem de binaları mimari yapısıyla adeta sizi davet ediyor. Henry Flagler, 19. yüzyılda Florida’ya ticari amaçla gelen zenginleri çekmek için adeta saray gibi bir otel inşa etmiş. 1950’lerden sonra ise Flagler College tarafından ayrı bir kampüs olarak kullanılmaya başlanmış. Sadece üniversiteyi ziyaret etmek için gelinmez belki ama bu küçük şehirde bu mimariyi görmemek kayıp olabilir. Ayrıca bahçesi de dinlenmek için ideal bir yer.

Tam karşısında kalan Lightner Museum da, aynı amaçla inşa edilmiş bir otel binasında yer alıyor. Bu otel binasını da daha sonra dönemin ünlü koleksiyoncularının dünyanın farklı yerlerinden getirdiği milyonlarca farklı koleksiyon parçasını sergiledikleri Lightner Museum haline getirmişler.

flaglercollege.jpg

Lightner müzesine giriş 15$ öğrenci iseniz 12$ ödeyebilirisiniz. Hobi müzesi olarak geçiyor. 1948 de açılmış. İçeride aklınıza gelebilecek neredeyse her eşyanın koleksiyonu var. Düğmeler, bastonlar, kıyafetler, puro etiketleri, pullar ve daha nicesi. 3 kattan oluşuyor müze. Bu bina aslında otel olarak tasarlanmış.

lightner museum 2

Bahçesine girdiğinizde dikdörtgen bir alana sahip olduğunu ve bu alanda mükemmel bir ambians yaratan küçük bir havuz göreceksiniz. Bu havuz, Amerika’da otel içinde yer alan ilk havuz. Şimdi ise restoran olarak kullanılıyor. Müzeyi gezdikten sonra eskiden havuz olan bir restoranda yemek yemek değişik bir deneyim olabilir. Biz sandviçlerimizi yanımızda götürdüğümüz için denemedik.

St. Augustine’e dair yemek konusunda pek deneyimimiz olmadı. Kamp kurduğumuz için yemeklerimizi kamp alanında halletik gün içerisinde de hazırladığımız sandviçleri yedik. Ama özellikle George Street’teki güzel restoranlar ve cafeler akşam yemeği için değerlendirilebilir.

 

St Augustine Distillery (damıtımevi)

Yereli her zaman desteklemek isterim, desteklerim de, siz de öyle yapın 🙂 Bu küçük damıtımevi, şehrin markasıyla viski ve özellikle rom üretiminde adını duyurmaya çalışıyor. İnternette yaptığımız araştırmada ücretsiz turları olduğunu gördük ve tabi ki kaçırmadık 🙂 10-17 arası her yarım saatte bir fabrika turları yapıyorlar ve sonunda da sanırım 5 farklı ürünü tadıyorsunuz. Rom, vodka, cin, ve bourbon viski üretiyorlar.

Tur çok uzun sürmüyor üretim süreçlerini ve fabrikanın tarihçesini anlatıyor.  Tadım kısmında önce rom vodka ve cin ile yapılmış kokteyller tadıyorsunuz turun sonunda da viski ile yapılmış kokteylleri ve isterseniz bütün içkileri sade olarak da tadabiliyorsunuz. Bunların tamamı ücretsiz!

2. günün akşamında biraz yorulmuş olarak çadırımıza dönüyoruz. Ve bugüne kadarki en parlak gökyüzünü ve ateşböceklerini o gece gördük. Ertesi gün Savannah’ya doğru erkenden yola çıkmak için hazırlandık.

3. Gün: Savannah

3. gün sabahında 3 saat civarı araba yolculuğundan sonra Savannah’ya vardık. Konaklama yapmadan şehri hızlıca gezip akşama geri dönmek idi planımız.

savannah5

Şehir merkezinde birbirine çok da uzak olmayan 22 adet kare park-meydan var. Ortak özellikleri kare olmaları ve uzun uzun ağaçların olması. Her birinin farklı bir adı ve içerisinde başka bir sanat eseri var.

Forrest Gump
Forrest Gump’ın çekildiği meydan Chippewa Square

Arabamızı en büyük park olan Forstyh parka yakın park ettikten sonra bisikletlerimizi alıp hemen çimlere yayıldık bu parkta.  22 parkın en büyüğü. Burada dinlendikten sonra parka yakın 0.8 km uzaklıkta olan Savannah Coffee Roasters‘ı internetten bulduk gidip birer kahve içtik. Mekanı çok beğendik yemek yiyip saatlerce çalışabileceğiniz ferah bir kahveci ve fiyatları da çok uygun. Kahveler 2-3$ arasında. Ortalama 4$+ olduğunu düşünürsek böyle bir mekan için ikna edici. Sonrasında bisikletlerimizle bu küçük şehrin sokaklarını gezmeye başladık.

Meydanlar dikdörtgen bir düzende olduğu için biz de görebildiğimiz kadar çok meydan görelim istedik ve yılanın sürünmesi gibi sağdan sola, soldan sağa meydanlar arasında giderek Marsh Island isimli nehir-kanala  doğru ilerledik. Nisan ayında gitttiğimiz için çiçekler en güzel kokuları ile karşıladı bizi. Sokaklar yeterince geniş nizamı ve her sokak farklı bir kültürden izler barındırıyor. Çeşit çeşit binalar, mimari çizgiler renkler.. Her sokakta başka bir manzara. Özellikle İngiliz mimarisinin hakim olduğunu görebilirsiniz. Ticaret nedeniyle gelen İngilizler bu şehirde seneler sonra Amerika’nın diğer şehirlerinden bambaşka bir hava katan izler bırakmış.

savannah6
Forrest Gump’ı izledin mi ?

İzlemediysen bile bu sahneyi izle, işte link burada

Şehirle ilgili tavsiyeler arasında mutlaka denk gelmişsinizdir. Forrest Gump’ın park sahnesi bu meydanlardan Chippewa Square’de çekilmiş. Gump’ın oturduğu bank ise artık şehir müzesinde sergileniyor. Bazı sitelerde Gump’ın bankını bulmaya çalışın tavsiyeleri var, ama artık mümkün değil onu parkta bulmak. Eğer filmi izlemediyseniz mutlaka izleyin, pişman olmazsınız.

Meydanları gezmeyi bitirdikten sonra biraz daha tarihi ve turistik olan “East River” caddesine geldik. Bu cadde şehrin diğer kısımlarından biraz daha alçak ve eskiden kullanılan araları boşluklu inişli çıkışlı taşlarla kaplı.Yolun ortasında tramvay rayları olmasına rağmen bu raylar üzerinden tramvay görünümlü minibüsler geçiyor. Şehre mizah katıyor adeta 🙂

waving girl

Sahil kenarında “Waving Girl” (El sallayan kız) heykeline doğru ararken internetten gördüğümüz “Savannah Belles Ferry” iskelesini de bulduk. Bu feribotlara ücretsiz olarak binebiliyorsunuz. Turistik amaçlı kısa turlar yapan bu feribotlar East River caddesi boyunca 3 durak arasında gidip geliyorlar. Bisikletleri bırakıp bu feribota bindik ama sonradan farkettik ki aslında bisiketlerle de binebilirmişiz. Sonrasında bisikletlerimizi almak için o tarihi cadde üzerinden gezerek geri geldik.Feribotlarla ilgili bu Linkten detaylı bilgi alabilirsiniz .

Waving Girl ziyaretimizi de feribot turu dönüşü yaptık. Her geçeni selamlayan dünya tatlısı bir kızmış. Daha detaylı yazıyor hikayesi ama onu da gittiğinizde görürsünüz artık 🙂

savannah7

Savannah restoranları ve mutfağıyla ünlü bir şehir. Eğer şehirde yaşayan birisiyle sohbet ediyorsanız ikinci soru “ee nerede yemek yedin?” oluyormuş. Deniz ürünleri seçenekleri oldukça fazla. “Crab cake” ise şehre özel, olmazsa olmaz bir yemek seçeneği. Crab Cake yemek için FourSquare arayışımız bizi Treylor Park‘a götürdü.Müşterilerinden iyi puan almış ve sonraında bizi de memnun etti.

treylorpark

Bir tane crab cake sliders bir tane de chicken & pancake tacos sipariş ettik çünkü yorumlarında en çok bu yemeği tavsiye etmişlerdi.İkisini de sevdik fakat crab cake patatesle karışık servis edildiği için çok da kendine özgü bir tat alamadık ama gitmişken denemedik demeyin bence:)

Sonuç olarak eğer ideal olarak kaç gün harcamak gerekir derseniz, şöyle tavsiye verebilirim: St Augustine’e turistik olarak gezip görme açısından 1 gece 2 tam gün yeter de artar bile. Ama biraz da keyif yaparız aralarda dinleniriz doğanın tadını çıkarırız derseniz 3-4 gün de sindire sindire keyifli olabilir.

Savannah için 2 gün belki ucu ucuna yetebilir çünkü bahsi geçen parklardan oturmak yeşilin tonlarını izlemek ayrı bir keyif. Mutfağını keşfetmek için ayrıca zaman harcanabilir. Biz gece kalmadık ama eminim sokaklar geceleri de eğlencelidir. Fakat 2 şehre dair de en mutlu olduğumuz nokta bisikletle gezmenin kolay ve keyifli olduğu şehirler olmasıydı. Eğer böyle bir imkanınız varsa (özellikle Savannah bisiklet dostu bir şehir) bisikletle gezmenizi tavsiye ederim.

 

New Orleans, Jazz’ın doğduğu topraklardayız !

neworleans

New Orleans fotoğraf albümü

Diğer Amerika şehirlerinden farklı. Peki neler farklı ? Yemek, müzik, şehir, mimari, insanlar, binalar, sanırım hemen her şey.

New Orleans gezilecek yerler yazdınız ve bir sürü web sitesi çıktı karşınıza değil mi! Siz de seyahati en güzel şekilde geçsin biraz araştırma yapayım diyenlerdensiniz ki bu yazıyı okuyorsunuz şu anda. Bu kaçıncı blog okuduğunuz bilmiyorum ama Fransız Mahallesi ( French Quarter) gezilecek ve yapılacakların çoğunu içeren bölge, bu en temel bilgiyi siz de edinmişsinizdir zaten. Bu bölgeyi yürüyerek gezebiliyorsunuz biraz yorucu da olsa. Dolayısıyla en ama en rahat ayakkabınızı giyin lütfen giderken çohh yürüyeceksiniz

Biz 4 gün kaldık fakat 3 gün yeter de artarmış. Şehir kültür kazanı adeta. Farklı milletlerden insanlar bir arada, hatta küçük bir Alman topluluğu bile varmış. Tarihi kölelik ve fırtınalar içeren bir çok hüzünlü hikaye içermesine rağmen insanlar ayakta kalmaya ve yaşamaya devam etmeye kararlı gibi görünüyor.

Bir çok şehirde faydalanabileceğiniz turlardan burada da var ve oldukça fazla seçeneklerle. Biz freetoursbyfoot şirketinin turlarını kullandık. Avrupadaki Sandeman turlarıyla aynı şekilde işliyor. Turun belirli bir ücreti yok tur bittikten sonra siz belirliyorsunuz ücreti ve bahşiş olarak veriyorsunuz.

Biz ilk gün Garden District ve Lafayette cemetery turu ile başladık. İlk kısımda farklı mimarisi olan mezarlıkları geziyorsunuz.

lafayette mezarlık

Lafayette Mezarlığı

Doğa bir çok konuda söz sahibi olabiliyor hayatımızda bu şehirde mezarlıkların nasıl yapılacağına da karar vermiş. Yerin altına gömmek mümkün değil çünkü bölge bataklık yapıya sahip ve sık sık yağmur yağıyor, ayrıca şehir deniz seviyesinin altında. Gömülen cesetler ertesi gün yüzeye çıkıyor, çözümü fotoğrafta gördüğünüz gibi bloklar yapmakta bulmuşlar. 2003 yılına kadar cenaze işleri böyle gitmiş. Artık yeni blok yapılmıyor fakat mevcut mezarlıklardan satın alabiliyorsunuz. Her ailenin böyle bir bloku var ve sırası gelen en üst bölüme yerleştiriliyor.

lafayette mezarlık1Garden District

Ev kelimesini bu bölgedeki yapılar için kullanmak haksızlık olur sanırım, çünkü her birisine saatlerce bakmak isteyebilirsiniz. Farklı farklı mimariler etkileyici bahçeler ve düzenlemeler… O kadar büyüleyici evler ki tur yapılır hale gelmiş. Aralarında ünlülere ait evler de var ve bir sürü hikayeleri var tabii ki bu evlerin. Sandra Bullock ve Nicholas Cage burada taşınmaz sahibi olanlardan.

new orleans2İki kısımdan oluşan bu tur başladığınız yere çok yakın bir noktada Commander’s Palace restoranın önünde bitiyor. Diğer turlar 25 $ civarındaydı. Bu tur için insanlar sanırım ortalama 10$ verdiler. Tabii ki rakam size kalmış ama sürü psikolojisinden etkileneceksiniz durum böyle.

new orleans 3

 

Hayalet Turu (ghost tour)

Bu turdan çok zevk aldık. Rehberle alakalı tabii ki. Bizim rehberimiz Kyle idi. Gezerken diğer şirketlerin turlarını da gördük. Neredeyse hepsi aynı noktalarda durup benzer hikayeleri anlatıyorlar. Şanslıysanız iyi bir rehbere denk gelirseniz zevk alırsınız. Şehirdeki cinayetler ve nasıl olduğu belli olmayan, insanların ortadan kaybolması hikayeleri anlatılıyor. Rehber işini oldukça iyi yapıyor.new orleans4

Yaklaşık 2 saat süren bu tur için internetten rezervasyon yaparken önden 5 $ ödüyorsunuz. Tur sonunda da sizin karar vereceğiniz ücreti bahşiş olarak veriyorsunuz. NOLA da en sevdiğimiz tur hayalet tur oldu. Freetoursbyfoot şirketindeki Kyle isimli rehbere denk gelirseniz çok zevk alacağınızı tahmin ediyorum.

 

new orleans free tours

Voodoo Tour

Freetoursbyfoot şirketinin başka bir turu. Voodoo nun bir inanç sistemi olduğunu öğrendik. Tv den öğrediklerimiz oyuncak bir bebek ve ona batırılan bir şişten ibaretti ama daha fazlası varmış. Bu turda rehberden yana şansımız yaver gitmedi. 15. Dakikada herkes uyumaya başladı. Motivasyonumuzun yeterince yüksek olmaması da bir etken olabilir tabii ki . Tur sonunda voodoo hediyelik eşya ve ürünlerinin satıldığı bir yere gidiyorsunuz. Eğer denemek isterseniz voodoo seansları yapan ve sizin bir probleminize çözüm bulan birisinden hizmet alabiliyorsunuz orada.

Bourbon Street

Kişisel bloglardan aldığımız tavsiye bir tur atın bir daha da uğramayın idi. Çok turistik ve kalabalık ayrıca da gürültülü olduğu yönündeydi. Gerçekten de doğru. Hafta içi bir akşam yürüdük. Çok kalabalıktı ve gereksiz bir gürültü var. Aynı cadde üzerinde biraz daha ilerledikten sonra Lafitte’s Black Smith’in bar da oturmaya karar verdik. Sakin loş bir aydınlatması olan arkada piyano çalan bir sanatçı eşliğinde içkilerinizi yudumlayabiliyorsunuz. Fiyatlar oldukça uygun. 2005 deki kasırgaya kafa tütmüş bu bar, hala ayakta.

new orleans6

Frenchmen Street

Jazz dinlemek istiyorsanız yapacağınız araştırma sonrası buraya geleceksiniz muhtemelen. Hergün  canlı müzik. Biz 2 gün üst üste d.b.a i tercih ettik bütün gün yürüdüğümüz ve oturacak yer bulabildiğimiz için. Diğer seçeneklerden daha az kalabalık olması da başka bir etken idi. Spotted Cat oldukça popüler 5 dk girdik ama kalabalık olduğu için durmadık. Bu caddedeki barlardan bahşiş sistemi işliyor. Girdiğiniz mekanlarda gruplar zaman zaman bahşişlerini topluyor ve sanırım tek gelirleri bu. 1$ larınızı hazır bulundurun.

d.b.a performance hall

2 ayrı günde 2 şerden toplam 4 grup dinledik. İlk gruplar 7-9 arası çalan daha az bilinen gruplardı saat 10 da çıkan gruplar daha popüler ve daha çok dinleyicisi olan gruplardı. 10!’daki konserler için gelirseniz 10$ giriş ücreti ödüyorsunuz. Biz farkında olmadan 7 deki konsere ücretsiz girdik ve sonraki grup için de kaldığımızda giriş ücreti ödemek zorunda kalmadık. Gitmeden önce programı kontrol ederseniz gruplara göre tercihte bulunabilirsiniz. Farketmez diyorsanız da pişman olmazsınız.

Sokakta Müzik

Her yerde müzik dinleme şansınız var. Sokakta barlarda, kafede. Jackson Square in hemen arkasındaki Rousen marketten birer bira alıp hemen önünde çalan jazz grubunu dinledik. Bazı eyaletlerden farklı olarak burada sokakta alkol tüketebiliyorsunuz cam bardak olmaması şartı ile.

neworleansstreetmusic

Carolouse Hotel Bar

İnternetten bulduk. Happy hour için gittik.Normalde 12$ olan kokteylleri 8$ a içebiliyorsunuz. Çoğunluğu Pisco isimli bir içki türünden yapılıyor. Üzümden kaç çeşit içki yapılıyor acaba şu dünya üzerinde? Bir yenisini daha öğrenmiş olduk.

 

Fransız pazarı (French Market)

neworleans forkspoonjewelryTarihi açık hava pazarı. Uzun bir halk pazarı şeklinde düzenlenmiş. El yapımı çantalar, hediyelik eşyalar, serinlemek için mola verebileceğiniz ve buzla karıştırılmış meyveli içecekler… Sadece standalara bakarak gezseniz en az 2 saat harcarsınız. Ürünleri inceleyip beğenmeye başlayınca akşama kadar orada kalma ihtimaliniz var. Gezerken Türkiye’den gelen bir çift ile karşılaştık. Fotoğraflarda görünen ürünler  el emeği. Buralarda çatal kaşık takımları evlilik sürecinden başlamak üzere büyük öneme sahipmiş. Durum böyle olunca işlemeler desenler de çeşit çeşit. Kolyeler bileklikler ve daha bir çok aksesuar o kadar özgün işlenmiş ki, birisi söylemese onlarından çatal ve bıçak olduklarını anlamazdım herhalde. Siz gittiğinizde orada olurlarsa mutlaka uğrayın, hoş sohbet insanlar. Takip etmek isterseniz instagram’da @forkspoonjewelry adıyla bulabilirsiniz.

Ucuz feribot turu

Gezi turları ortalama 30$ civarında idi biz de alternatif ne olabilir diye düşünürken ulaşım aracıyla kullanılan feribotları öğrendik. Gidiş geliş 4$ ödüyorsunuz. Şehirde kullandığınız otobüs kartları geçerli değil. Oldukça kısa sürüyor bir tur olduğunu söyleyemeyiz aslında ama yine de suyun üstünde olma hissi güzel olabilir uygun fiyatlı olarak. Algiers isimli bölgeye geçiyorsunuz. Mahalle gibi orası daha çok hemen iskelenin yanındaki bir bar a oturduk ve bir sonraki feribot ile geri döndük.

St. Louis Katedrali

ABD deki en eski aktif katedral imiş. Şu linkten detaylarına ulaşabilirsiniz  Hristiyanlar için eminim ki daha önemli bir yeri vardır, bizim için hareketli bir şehirdeki bir kathedral olarak kaldı. Konumu iyi yalnız, şehrin göbeğinde 🙂

Jazz müzesi

Armstrong_new orleansLink burada. Saatler ve diğer detaylar için lazım olabilir. Gereken önem verilmemiş gibi duruyor. Louis Armstrong’un bir kaç kişisel eşyası var müzede. Bir kısmında ise önemli bir  fotoğrafçının jazın önemli karakterlerini fotoğrafladığı sergiyi görebiliyorsunuz. louis armstrong.jpg

Katrina 🙁

Jaz müzesinden çıktıktan sonra 2005’te şehri vuran Katrina kasırgası müzesini gezdik. Kasırga öncesi esnası ve sonrasında insanların yaşadıkları gerçek malzemelerle sergilemişler. Sergi sonunda aslında doğal afet değil plansızlık diyorsunuz üzülerek. 70.000 $ lık maddi zarar ve rakamlarla ifade edilemeyen manevi hasar. Sonrasında normal hayata dönmek çok zor olmuş insanlar için. Hala toplarlayamayan insanların olduğunu söylüyorlar. Gezdiğiniz yerlerin geçmişini hissetmek istiyorsanız burayı görmeniz gerekir. Doğal olarak  üzüntülü ayrıldık biz bu müzeden. Bu ruh halini gezinizin hangi noktasına koyacağınıza karar verirken yardımcı olur belki. 2 saat gezmek için yeterli olur sanırım.

Mardi Gras Sergisi

Linkten bu festivalin tarihçesini detaylı öğrenebilirsiniz. 1. katta Katrina müzesini gezdikten sonra 2. kattan Mardi Gras festivalinin sergisini gezdik. İlk kutlamalardan bu güne kullanılan kıyafetler müzikler aksesuarlar ve diğer detaylar…  Hem Mardi Gras sergisinin hem de Katrina müzesinin yapıldığı binanın adı The Presbytère. Bu binaya giriş için aldığınız bilet ile iki kısımı da gezebiliyorsunuz.mardigras

İki bileti aynı anda alırsanız indirimli alabiliyorsunuz. Öğrenci kartınız varsa unutmayın onlar için de indirim var. Linkten bilet ücretlerinin detaylarına bakabilirsiniz.

neworleansstreetcar

Street Car

Tramvay aslında ama neden anlamadım burada sokak arabası deniyormuş. Daha çok turistler kullanıyor olsa da ulaşım aracı olarak hala kullanılmaya devam ediyor. Günlük kartlarınızla istediğiniz kadar binebiliyorsunuz.

Yeme içme işleri

Creole Mutfağı (Kriyol)

Kriyol mutfağı, klasik Fransız ve İspanyol tekniklerinin Louisiana bölgesinde yetişen malzemelerle birleşmesi sonucunda ortaya çıkmış olan çok enteresan, çok güzel bir mutfak. En tanınmış yemekleri  şunlar: Jambalaya, gumbo, beignet, crawfish (kerevit), kriyol sosu.

Beignets: Cafe Du Monde mu Cafe Beignet mi ?(“Benye” olarak okunuyormuş dikkat)

Cafe Du Monde

Göreceğiniz bütün web siteleri, tatil blogları bu benye yi mutlaka yiyin tavsiyesi veriyor. Biz de en çok tavsiye edilen ve en popüler iki kafede de denedik. Cafe Du Monde da yediğimizi daha çok beğendik, daha güzel pişmişti sanırım. Aslında Türkiyede yapılan pişiden tek farkı üzerine pudra şekeri dökülüyor olması ama bazen turist gibi davranmak iyidir. NOLA’dan benye yemeden gelmiş derler sonra üzülürsünüz:)

Commander’s Palace restoran

Bir çok listede yapılması gerekenler arasında yer alıyor. Belirli kıyafetlerle girebildiğiniz ve rezervasyonunuzun olması gerektiği bir restoranmış. Hatta öğle yemeği için giderseniz martini 0.25$ mış. Biz denemedik ama kültürel bir restoranı merak ediyorsanız burayı tercih edebilirsiniz. Fiyatlar fast food seçenekleri kadar uygun değil.

Po-Boy

Mezarlık turu sonrasında karnımız acıkınca herkesin bahsettiği PO-BOY sandviçi denedik. Poor Boy (fakir delikanlı) anlamına gelen sandviç in hikayesine şu linkten ulaşabilirsiniz. Temel olarak ekmek arası karides, çok da etkileyici ve merak edilecek bir tat değil bence ama hazır gitmişken deneyin. Biraz daha farklı bir yorum getirilmiş acılı sos ile servis edilen bir Po-Boy denemek isterseniz Bourbon street devamındaki Nola Po-Boy’u deneyebilirsiniz.

Nola eater web sitesinden ihiyacınıza uygun bir çok öneri bulabilirsiniz. Oradan bulduğumuz bir kafede kahvaltı yaptık, Envie Espresso Bar. Veggie wrap denedik. Lavaş arası yumurta ve yeşillik tatmin ediciydi bizim için hatta iki kişiyi rahat doyuruyor.

EnviebarneworleansMagazine Street bir çok dükkanın olduğu alışveriş için ya da vitrin gezmek için güzel bir cadde. Vitrinlere baka baka Jackson Square e geldik. Şehrin merkezi göbeği, sanatçılar, falcılar, müzik grupları ortam oldukça hareketli. Akşam 7.30 da ki Ghost Tour için önceden rezervasyon yapmıştım. İyi ki yapmışım çünkü tekrar kontrol ettiğimde çoktan dolmuştu. Siz de bu turlara katılmak istiyorsanız önceden rezervasyonunuzu yapın, sonra ortada kalmayın.

Blaze Pizza

Carolouse otel in barından çıktıktan sonra bu pizzacıya geldik. Buralar gelme nedenimi ise ucuz feribot turu idi. Bu pizzacıyı çok sevdik ve yediğimiz pizzadan zevk aldık. 2 kişiye bir pizza yetti 9$ ödedik.

Ulaşım

Toplu taşıma oldukça başarılı ve kullanımı kolay. Otobüslerden 3$ karşılığında alacağınız günlük kartlar ile istediğiniz kadar binebiliyorsunuz. Aldığınız günlük bilet aldığınız saatten itibaren 24 saat geçerli. Bazı şehirlerde aldığınız gün gece 12 ye kadar geçerli oluyor. Tek yön bilet ise 1.5$. Tam para vermeniz gerekiyor çünkü makineler para üstü vermiyor ve sadece nakit para geçerli. 3 $ denk hazır etmek bazen zor olabiliyor.

Biz havaalanına sabah sekizden önce inmiştik. Ve şansımıza sabah 8’den önce şehre giden bir tane ekspres otobüs varmış 202. Gün içerisinde bu otobüs çalışmıyor sanırım saat 3’e kadar. Web sitesinden kontrol etmekte fayda var. Ekspres olmayan otobüsler de ortalama 1 saatte gidiyor havalanına 2 $ karşılığında.

New Orleans güvenli mi ?

NOLA yı araştırırken böyle bir sorumuz yoktu aklımızda fakat araştırırken öğrendik ki suç oranı yüksek ve bu konuda biraz dikkatli olmak gerekiyormuş. Özellikle kasırgadan sonra suç oranında yükseliş olmuş. Gündüzleri toplu taşıma ile istediğiniz yere gidebilirsiniz ama akşamları mümkünse taksi kullanarak kalacağınız yere dönün tavsiyesi aldık. Artık güvenliğin her yerde sorgulandığı bir dünyadayız, bulunduğumuz yerin özellikleri ve dikkat edilmesi gerekenleri bilmek yeterli olacaktır herhalde aksi takdirde hiçbir yere gitmemek lazım.

New Orleans Map yazıp başka sitelerde yorulmayın bence. Bu yazıda bahsi geçen yerlere bu linkte işaretlenmiş haritadan ulaşıverin.

 

 

 

Tampa’da gezilecek yerler Weeki Wachee Springs Park

weekiwachee springs park

Tampa şehri ve civarını keşfetmeye devam ediyoruz. Başka bir doğa güzelliği noktası ise Weeki Wachee Park. Tampa’da 2. ayı dolduruyoruz ve “Nerelere gidilir buralarda ?” sorusunu yönelttiğimiz insanların çoğu bu parktan bahsetmişlerdi. Florida genel olarak su kaynaklarının bol olduğu ve aktivitelerin de bu su kaynakları etrafında şekillendiği bir eyalet ve Weeki Waache Park da bu açık alan  etkinliklerini yapabileceğiniz parklardan biri. Biz de bir günlük hafta sonu kaçamaklarımızdan birini bu parka yapmak üzere Güney Florida Üniversitesi ana kampüsü civarındaki evimizden parka doğru yola çıktık ve ulaşmamız ortalama 1 saat sürdü. Aşağıdaki harita üzerinden devam edersek takip etmesi kolay olacak sanırım.

Park ile ilgili ihtiyacınız olabilecek bütün bilgileri bu linkteki siteden öğrenebilirsiniz. Ben daha çok objektiflikten oldukça uzak olan kişisel deneyimimi paylaşmaya çalışacağım.

Haritadan görülen A noktasından parka 13$ ödeyerek giriş yapıyorsunuz. (bu sefer vergi dahil, hayret) Bu ücret, denizkızı gösterisi, tekne turu, kaydıraklar, nehir kenarındaki şezlong-şemsiye (boş bulabilirseniz tabi) kullanımı ve parktaki diğer gösterileri kapsıyor. Nehirde Kano yapmak isterseniz ya da ortasında delikler olan şişme bot kiralamak isterseniz ücret ödemeniz gerekiyor.

Parkta kiralayarak faydalanabileceğiniz servisler ise bu linkte

Tekne Turu

Biz 12.30 civarı parka giriş yapmıştık. Haritadan görünen A noktasından F noktasına yürüdük ve tekne turu için kullanılan iskeleye geldik. Tekne turu için sanırım 30-40 bekledik. Tur 30 dk. civarı sürüyor Nehrin haritadan görünmeyen başına kadar gidip geri geliyor.

 

Tur esnasında rehber bu alanın tarihinden ve detaylarından bahsediyor. Çok dinlediğimi söyleyemem açıkçası o sırada kendimi suyun berraklığına vermiştim. Tur esnasında birçok hayvanı görme şansınız var. Tertemiz su içerisinde çeşit çeşit balıklar, balıkçıgil ailesinden ismini bilmediğim birkaç tane kuş türü ve kartallar. Bir kartal ailesini uzaktan da olsa görebildik. Devamlı dallarında durdukları ağaçlar varmış, biz geçerken de orada idiler ama pek yüz vermediler.

Deniz kızı gösterisi

Tekne turundan sonra deniz kızı gösterisini izlemek için F noktasından C noktasına geldik. Yol üzerinde E noktasında görünen amfitiyatroya da uğradık ama sanırım günde 2 gösteri yapılıyor, web sitesinden gördüğüm kadarıyla yılan, kağlumbağa ve timsahlarla ilgili bir şov.

Tekne turuna giderken, deniz kızı gösterisinin yapıldığı alandan geçmiştik ve çok daha kalabalıktı ama tekne turundan döndüğümüzde daha az bekleyen vardı. Sanırım burada da 20-25 dk civarı bekledik. Son gösteri saat 3’te yapılıyor ve park 5.30’da kapanıyor. Eğer deniz kızı gösterisi için gidiyorsanız zamanınızı ayarlamanız lazım. Gösteri ile ilgili detaylı bilgiyi bu linkten alabilirsiniz. 4-5 farklı deniz kızı kostümlü kadın, 1 prens, 1 kurbağa ve 1 kötü karakterden oluşan ve mutlu son ile biten bir gösteri. 6-10 yaş arası için etkileyici ve unutulmaz bir deneyim olacaktır diye tahmin ediyorum. Yaş aralığı tutmuyorsa merak etmeyin, etkisi azalsa da etkilenme ihtimaliniz var bence.

weekiwachee deniz kızları videosu

Bu gösteriden çıktığımızda saat 3.40 civarıydı. Artık güneşlenmeyi ve biraz soluklanmayı hak etmiştik

Dinlenme-Su kaydırakları

C noktasından “Beach” yazan kısıma geçtik. Burada kırmızı 1-2-3 numaralı kaydıraklar var, “dragon ball” olarak geçen 3 numara o zaman çalışmıyordu. 10-20 yaş aralığındaki ekip üyelerinin ” sıkıldık gidelim artık” cümleleriyle gününüzü daha gergin geçirmenizi biraz daha geciktirebilir.

Parka ilk girdiğimizde sahil benzeri kısma gelmiştik yanlışlıkla ve çok kalabalıktı bir tane bile boş şezlong yoktu fakat saat 3.30 civarı boş şezlong bulabildik ve buranın tadını çıkarmaya başladık. Su istediğimiz sıcaklıkta olmadığı için pek niyetlenmedik bile (7 Nisan) ıslanmaya fakat insanlar tadını çıkarıyorlardı. Sanırım akdeniz su sıcaklığına alışık olmamız ile alakalı biraz. Ege suyunun soğuğunda büyümüş olsak çoktan kulaç atmaktan yorulmuştuk herhalde 🙂 Gerçi abartmaya da gerek yok kulaç atmak dediysem genişçe bir havuz kadar düşünebilirsiniz. Öyle denizdeki gibi biraz açılayım ileriden sahili izlerim, o ilerdeki iplere kadar gitsem biraz orada dinlensem gibi bir hikaye yok burada. 20-30 kulaç atıp geri geliyorsunuz, dediğim gibi “denizcik”

Önemli: Kaydırak 1 Haziran-12 Ağustos tarihlerinde hergün açık. Onun dışındaki günlerde sadece hafta sonu açık. Güncel bilgiyi web sitesinden kontrol etmekte fayda var.

K noktasından kiraladığınız botları F noktasına kadar kullanabiliyorsunuz. “Ben evden getireyim ona binerim derseniz kendinizi yorarsınız” izin vermiyorlar çünkü, o bot kiralanacak.

Yeme-içme

Haritadan gördüğünüzü üzere 4 ayrı noktada karnınızı doyurabilirsiniz ayrıca sahilin hemen arkasındaki Tiki bardan, içeçeklerinizi temin edebilirsiniz.

Evden getirsek ?

Kapıdan girişte herhangi bir kontrol olmadı. Herkes tekerlekli soğutucusunu içeçekleriyle doldurmuş keyfine, bakıyordu. Yiyecek içeçek getirme ile ilgili herhangi bir kısıtlama yok.

Alışveriş, hediyelik

Bu günü ölümsüzleştirmek isterseniz alışveriş yapabileceğiniz noktalar var. Kapıdan çıkmadan önce sağ tarafta fotoğraf çektirebileceğiniz bir deniz kızı sizi bekliyor olacak. Deniz kızı gösterisinden çıktıktan sonra çıkış kapısına doğru ilerlerken sağ tarafta.

 

Bu parka gitmek için vakit ayırmaya karar verirken nelere dikkat etmeliyim?

Bütün aktiviteleri değerlendirip en az 3 saat güneşlenip serin suyun keyfini çıkarmak istiyorsanız parkın açılış saatinde kapıda olmanızı tavsiye ederim.

Yukarıda bahsettiğim gereksiz detaylar karar vermenizde  yeterince yardımcı olmamış olabilir.

Eğer,

-Deniz kızı hikayesi ile ilgili motivasyonunuz yeterince yüksekse ve bu gösteriyi merak ediyorsanız,

-Şehirden fazla uzaklaşmadan doğa-yüzme-güneş üçlüsünü yakalamak istiyorsanız,

-Ekipte çocuk varsa hem o eğlensin hem de biz kafa dinleyelim diyorsanız,

bu park tam size göre.

Fakat,

-Kalabalıktan hoşlanmıyor ve deniz kızı hikayesiyle ilgili bir fikriniz ve merakınız yoksa,

-Niyetiniz sadece güneşlenmek yüzmek ve kafa dinlemek ise,

Tampa civarında girişine kişi başı 13$ vermeden değerlendirebileceğiniz daha güzel alternatifler var.

 

 

Yeni bir şehirde sosyalleşmek / Socializing in a new city

meetup

Bazı nedenlerden dolayı yaşadığınız yeri değiştiriyorsanız yeni yerinize alışmakta problem yaşamanız çok normal. Temel ihtiyaçlarınızı karşılamak için etrafı keşfetmek çok da zor olmayabilir. İnternetten neredeyse bütün ihtiyaçlarınızı nasıl karşılayabileceğinizi öğrenebiliyorsunuz. Market, alışveriş, teknoloji vb kategorilerde isterseniz evden çıkmadan bile ihtiyacımızı karşılayabilir durumdayız. Peki ya sosyalleşmek ya da hobilerimize kaldığımız yerden devam etmek? Sanırım en çok bu iki başlıkla ilgili problem yaşarız diye düşünüyorum eğer gittiğiniz yerde insanlar birbirini tanımıyorsa ve orası küçücük şirin bir yerleşim bölgesi değilse.

Sosyal medya araçlarını da bu amaçla kullanabiliriz belki ama diyelim ki voleybol oynamayı seviyorsunuz ve yeni bir şehre taşındınız. En sevdiğiniz sosyal medya hesabınıza ” voleybol oynamak isteyen var mı?” yazsanı kaç kişi bulabilirsiniz ya da Bilim kurgu filmleri izleyip sonrasında film üzerine sohbet edebileceğiniz insanlar arıyorsunuz. Nasıl bulabilirsiniz? Bu işi hem kolay hem etkili bir şekilde yapabilen bir oluşum: Meetup

6 aylığına Amerika’ya geldiğimiz sırada keşfettik bu oluşumu. Web sitelerini incelediğimizde 3 ana ihtiyacımıza hizmet ettiklerini görüyoruz;

meetup_what_you_can_do_

1- bulunduğun şehri keşfet: bir müzeyi ziyaret et, yeni bir yemeği dene, ya da sadece insanlarla tanış

2- kariyerine yatırım yap: bir derse katıl, profesyonel iletişim ağını genişlet vb.

3- yaratıcı ol: bir podcast kaydı yap, senaryo yaz, sanat üzerine konuş ya da tamamen yeni bir şey yarat

Yukarıda gördükleriniz temel başlıklar fakat bulunduğunuz bölgedeki etkinliklere baktığınızda çok daha fazlasını göreceksiniz. Ya da yeni bir etkinliği siz başlatacaksınız kim bilir!

Peki yaklaşık bir ay içerisinden biz nasıl faydalandık Meetup’tan ?

1- İspanyolca Dersleri: Tampa şehrinde İspanyolca konuşan çok fazla  insan var, dolayısıyla öğrenmek isteyen de çok. 4 farklı seviyede etkinlikleri olan bir grup var. Başlangıçtan ileri seviyeye kadar kendinize uygun olan grubu seçip her hafta katılabiliyorsunuz. Bşlangıç gruplarında kitap destekli daha temel konular üzerinden gidiliyor. İleri seviyelerde tamamen ispanyolca konuşulduğunu söylüyor, daha denemedim. Şimdilik düzenli olarak başlangıç seviyesi toplantılarına gidiyorum.

2-Zumba Seansları: Şehrin en güzel parklarından birisinde her hafta salı günleri 6-7 arası zumba için buluşan bir gruba katıldık. Düzenli olarak gelen bir grup var sanırım ama eminim bir çok insan da sadece o hafta oradaydı.

zumba_tampa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3- Masa tenisi sevenler: her ayın 3. cuma günü toplanan bir grup. Farklı seviyelerde oynayan bir çok insan sadece keyif almak için masa tenisi oynuyorlar. Bu toplantı sayesinden oyun temalı bir bar keşfettim. Langırt, adını bilmediğim bir kaç oyun, dart, kutu oyunları vb.

Bütün bu aktiviteleri 1 ay civarı bir süre zarfında çok da odaklanmadan yaptık ve daha gitmeyi planladığımız bir çok etkinlik var. Etkinliklerde yeni katılımcılar sıcak karşılanıyor ve destekleniyor. Kendinizi grubun dışında hissetmiyorsunuz, yani kemikleşmiş yeni insanların kabul etmeyen bir grupla karşılaşma ihtimaliniz düşük bence. En azından bizim katıldıklarımızda biz bir problem yaşamadık şimdiye kadar.

Socializing in a new city

If you are changing your city because of some specific reasons, it may not be easy to get used to your new environment. Finding a grocery store or buying new clothes are easy to do because all the information is available on internet but what about going on your hobbies or getting social? They may not be that easy. For this I have an advice : Meetup

It is a platform which you may find people who share a hobby, a topic, a sport event or anything with you. You may learn a new langauge or go on your yoga with the group in your new city etc. In one month we have joined 3 different meetings in Tampa/ Florida

All of them were very good and one of them is every thursday which I attend everyweek. You dont need to pay anything for web site or mobile application but some groups are asking for membership fee which is mostly 10$ at most.

 

 

 

 

Daytona’ya kısa bir ziyaret / A Short visit to Daytona

*English version is below

daytonabeach

Nascar yarışları, uçsuz bucaksız sahili ve motor festivalleri. Daytona Beach şehriyle alakalı anahtar kelimeler bunlar sanırım. Şehrin isminin Daytona Beach olduğunu bu yazıyı yazarken öğrendim, itiraf ediyorum. Sanırım ismi de şehirle alakalı yeterince fikir veriyor.

Biz Daytona’ya 17 Mart’ta gittik. Ve şehre yaklaşırken bir çok motorsiklet grubu ters yönde ilerliyordu. Sonradan anladık ki her sene binlerce motorsikletlinin geldiği yoğun talap gören motor festivalinin son günüymüş.

Amerika’da yaşayanlar için ünlü bir sahil. Ayrıca dünya çapında da Nascar yarışlarına ev sahipliği yaptığı için tanınıyor sanırım.

Türkiyeden gidenler nasıl bilir bu sahili derseniz ekşi’ye bakabilirsiniz.

İnternette kısa bir araştırma yapınca tarihi önemi olan bir deniz fenerinin Daytona’da olduğunu öğrendik. Sahilde güneşlenmeye başlamadan önce feneri ziyaret etmeye karar verdik.

The Ponce de Leon Inlet Lighthouse
The Ponce de Leon Inlet Lighthouse

Hem müze hem de aktif olarak hizmet veren bir fener. Gezerken fener görevlilerini görebilirsiniz. (Çok kıskanmıştım onları aslında, deniz kenarında havalı bir iş bence)

7$ karşılığında 10.00 a.m – 8.00 p.m saat aralığında (bu saatler yaz dönemi için, bu linkten  siteyi kontrol etmekte fayda var) ziyaret edebiliyorsunuz. Detaylı bilgiye web sitesinden ulaşabilirsiniz tabii ki, tarihsel detaylarına girmek istemiyorum.

The Ponce de Leon Inlet Lighthouse1

Müze için tavsiyeler:

  • Mümkünse terlik giymeyin çünkü fenere merdivenlerle tırmanıyorsunuz. 10.dk sürüyor sanırım ortalama. Spor ayakkabı iyi bir tercih olabilir ama hava sıcaksa tabi ki sandalette anlaşabiliriz 🙂
  • Sırt çantası almıyorlar içeriye. Ya danışmaya bırakıyorsunuz ya da arabaya geri götürüyorsunuz. Kadınların kullandığı geniş çantalarda problem yok sanırım, onu aldılar.

The Ponce de Leon Inlet Lighthouse2

Sonrasında meşhur sahili görebilmek için müzeden ayrıldık. Fenerin tepesine çıktığımızda bir tarafta denizin ortasında adacık gibi bir bölge vardı tamamen kumla kaplı. Oraya ufak teknelerle yanaşılıyor sanırım. Eğer fırsatınız varsa orada yürümek de güzel olabilir, yoksa da üzülmeyin sahil yürümek için yeterince geniş bence.

The Ponce de Leon Inlet Lighthouse3Sahile yakın bir yerde arabayı park etmek istediğimiz bir çok otopark olduğunu farkettik. Zaten sahile paralel uzanan bir yol var o yol ile sahil arasındaki otoparklara park edebiliyorsunuz. Biraz daha ilerlediğimizde gördük ki bir tane de halka açık ücretsiz otopark var. Sanırım bunlardan bir kaç tane var, ama havalar ısındığında yoğun dönemde burada yer bulmak zor olabilir. Bizim gittiğimiz dönemde denize giren kimse yoktu neredeyse.

daytonabeach3

Sahil çok güzel, anlatarak olmaz kesinlikle fakat, sandalyenize oturup ufka bakmak ve zihninizi dinlendirmek  istiyorsanız çok güzel bir yerdesiniz. Yanınızda katlanır sandalyedelerden olması konforunuz arttırır ve istediğiniz yere oturabilirsiniz. Sahilin bir kısmı ıslak çünkü.

daytonabeach4

Sahilden saat 7 gibi ayrıldık güneş de batmaya başlayınca hava da serinledi. Biraz da şehir merkezinde hayat nasıl nerelerde hareket var bakalım dedik. Bu aşamada aracı park etmekte zorlandık, yine ücretsiz park aradığımız için tabii ki. Sonunda akşam 6 ya kadar ücretli sonrasında ücretsiz olacak sokak park alanlarından birisine park ettik. Bir kaç gece klübü ve bar dışında pek hareket göremedik.

daytonabeach5

Ne kadar zaman harcamak lazım Daytona’da ?

Türkiyedeki sahillerle karşılaştırınca çok farklı ve büyüleyici gelmeyebilir fakat görülmeye değer bir sahil. Sabah erken saatte gidilirse 2 saat fener müzesini gezmek için harcanabilir sonrasında sahilde güneşin ve manzaranın keyfini çıkarmaya devam edebilirsiniz.

A Short visit to Daytona

Nascar races, huge beach and bike festivals…. These must be the keyword of Daytona Beach city. I have just learned that the name of the city is “Daytona Beach”. With the help of the name you can have an idea about the city.

When we were about to arrive Daytona, there were a lot of bikers who were leaving the city. We realized that it wasa the last day of the famous bike fest 17th March.

It is a famous beach for Americans. Also, because it is home to NASCAR races it is known around the world.

There is a historical Light house which is still active. While visiting the museum you may see workers.

Advices for the lighthouse;

Dont wear flip-flops because you will go up to top of the lighthouse on foot. There is no elevator.

They dont accept backpacks. You may leave it at info desk or leave in your car. Women purse is ok.

After the museum we headed to beach. There are a lot of parking options but we didnt want to pay for the parking and searched for a free parking lot. We found one between the paid ones. If you use the road parallel to toeh beach you will definitely find one.

We spent about 3 hours on the beach but didnt swim because the water wasnt warm enough. Wondering about the downtown part of the city we headed back to city side. There were a couple of bars and night clubs only like a typical touristic city.

If you arrive there in the morning and spend two hours for the museum you may go to beach for the rest of the day and have fun until evening. One whole day would be enough for Daytona.